Ve bir gün birileri “çenelerini tutmayı” akıl ediyor!..
Gelecek, işte o vakit onlara tebessüm etmeye başlıyor.
*
Kolay mı bu?..
Elbette değil.
İnsanın dilini zapt etmesi; gemi azıya almış atları zapt etmesinden bile zor.
Ama zarûrî…
Çünkü insan, gemi azıya alan atların çektiği arabada “meçhul bir akıbete” doğru gidiyor!..
*
Ve bir gün çenelerini tutmayı akıl ediyor birileri.
Ve bir gün dilini zapt edebilenler, dizginler elinde olduğu halde “istikametlerine doğru” at sürmeye başlıyor, kendinden emin…
*
Başarı; şarlamayabilmek.
Başarı; harlamayabilmek, parlamayabilmek…
Öyle değil mi?
*
Ne iyi ki, başkası değiliz…
Ama ne kötü ki başkası değiliz!
*
Elbette kendimiziz… Elbette kendimiz gibi düşünebiliriz… Elbette kendimizi ve düşüncemizi koruruz.
Bunlar elbette oluyor, olmalı ve olacak da.
Bunlar olduğu sürece de bir yerlere varacağız…
Ama başkası olmamamız; başkalarını anlamamıza ve onların da “kendileri” olduklarını kavramamıza engel mi?..
Bu, gene bizle ilgili.
Hem, varmak istediğimiz noktayla;
Ve hem de “kim olmak-kim bilinmek” istediğimizle ilgili…
Anlaşılıyor, değil mi?
*
İnek, inek olduğu için önüne çıkan her yeşili yer… Köpek, köpek olduğu için gördüğü herkese havlar.
İnsan, insan olduğu için dilini tutmayı düşünür!..
Duruma göre susmayı, duruma göre söyleyeceklerini yumuşatmayı… Yani söylemiş olduklarını henüz söylemeden; onların aksisadâlarını duymaya çalışır.
*
İşte “fark” budur…
İnsan ile hayvan arasındaki fark… Ve üstelik, insan ile “insan” arasındaki fark da budur…
Anlatabiliyorum, değil mi?
*
İnsanlar, insan oldukları için hata yaparlar değil mi? İnsanlar, insan oldukları için yanlış yaparlar, saçmalık yaparlar, aptallık yaparlar, değil mi?
Ve yine insan oldukları için bunları düzeltirler, değil mi?..
Bir inek, ot ile ekin arasındaki farkı neden düşünsün ki?..
*
Hata “insan” değil;
…insanın o an yaptığı şeydir…
*
Ve bir gün “çenelerini tutmayı” akıl ediveriyor birileri… İşte o an, gelecek tebessüm etmeye başlıyor onlara.
