TR EN

Dil Seçin

Ara

Kur’an, toplu olarak indirilmemiş, ancak hayatın içinde olaylara uygun olarak peyderpey inmiştir. Parça parça inen Kur’an, meydana gelen olaylar üzerine inen ayetlerden, Peygambere (sav) çeşitli zamanlarda sorulan sorular üzerine gelen cevaplardan veya böyle bir talep olmadığı halde gelen genel içerikli ayetlerden müteşekkildir. Bu şekilde parça parça inen bir kitabın, kendi içinde bütünlük arz etmesi Kur’an’ın bir mucizesi olarak sayılmıştır.

Vakıaya uygun parça parça indirilen ayetler, pedagojik, psikolojik ve sosyolojik açıdan daha doğal ve daha mükemmel bir irşat yöntemi olmakla birlikte; bu ayetlerin hangi surelere yerleştirileceği ve hatta nasıl anlaşılıp nasıl uygulanacağını bizzat Peygamber tarafından gösterilmesi Kur’an’ı diğer kitaplardan ayıran en önemli özelliğidir.

Kur’an’ın bir araya toplanıp Mushaf haline getirilmesine kadar geçen süreçte Peygamberimizin (sav) bizzat gözetiminde gelişen olayların incelenmesinde büyük yarar vardır.

Öncelikle, Peygamberimiz (sav) inen ayetleri ezberlemek için vahiy esnasında gayret sarf ediyordu. Bu durumda, Peygamberin (sav) hiç sıkıntı çekmeden onun toplanacağı ve okutulacağı bizzat vahiyle garanti altına alınmıştır: “Onu aceleye getirip dilini oynatma. Kuşkusuz onu toplamak da okutmak da bize aittir.” (Kıyame, 75/16-17) Ayrıca, “Sana Kuran’ı Biz okutacağız ve asla unutmayacaksın.” (A’la, 87/6) ayetiyle de ayetlerin unutturulmayacağı bildirilmiştir.

İnen ayetler öncelikle Peygamber tarafından, sonra sahabeler tarafından hıfz edilmiştir (ezberlenmiştir). Vahiy devam ettiği sürece inen ayetlerin ezberletilmesi ve namazlarda okunması onun korunmasının en önemli vasıtalarından biri olmuştur. Çünkü namazlarda Kur’an’ın okunması hem ezberlenmesi hem de ahkâmının öğrenilmesi sonucunu doğurmuştur.

Kur’an ayetlerinin korunması konusunda ikinci önemli bir konu vahyin yazdırılmasıdır. İnen vahyin ezberlenmesi yanında ayetler, vahiy kâtiplerince yazıya da geçirilmiştir. Bu ayetleri yazdıran Peygamber (sav), aynı zamanda bu kâtiplere, gelen ayetlerin hangi surede veya hangi parçanın neresine yerleştireceğini de tarif etmiştir. Peygamber (sav) yazım sürecini de ihtimamla ele almış ve ayetler dışında kendisinden herhangi bir şeyin yazılmasını da yasaklamıştır. Ancak sahabe Kur’an ile Peygamber sözünü ayırt eder vaziyete geldikten sonra hadislerin yazılmasına müsaade edilmiştir.

Kur’an’ın mevsukiyetinin (vesika değeri taşıyor oluşunun) üçüncü önemli delili de arz olarak adlandırılan ve Peygamberin (sav) o zamana kadar inen Kur’an ayetlerini her Ramazan Cebrail’e (as) okumasıdır. Bu arz işi her yıl devam etmiştir ve Peygamberin vefat yılında iki kez gerçekleşmiştir. Bu arz işlemi, o zamana kadar nazil olan ayetlerin yazılması ve ezberlenmesinde meydana gelebilecek şüpheleri ortadan kaldırmıştır. 

Yukarıda ifade edilen “ezberleme”, “yazma” ve “arz” işlemleri birbirini destekleyen ve Kur’an’ın mevsukiyetini ortaya koyan en önemli delillerdir. Görüldüğü üzere, diğer semavî kitapların başına gelen tahrif ve tebdil sürecine Kur’an maruz kalmamıştır. Vahy edilen son ayetten Peygamberin (asv) vefatına kadar 8 gün, diğer bir rivayete göre 81 gün gibi kısa bir sürenin geçtiği düşünülürse kitabın cem edilmesinin Peygamberden sonraya kalacağı anlaşılabilir bir durumdur.

Peygamberin (sav) vefatından sonra savaşlarda çoğu hafız sahabilerin şehit düşmesi, Hz. Ömer’i endişeye sevk etmiş ve bu endişeyle ilk Halife Hz. Ebubekir’i Kur’an’ı cem etmeye (toplamaya) zorlamıştır. Vahiy kâtiplerinden Zeyd b. Sabit başkanlığında hafız sahabilerden bir komisyon kurulmuş ve cem faaliyeti başlatılmıştır. Titizlikle yürütülen Kur’an’ın cem işi, dağınık halde bulunan vahiy parçalarının bir araya getirilmesi işinden ibarettir. Daha sonra Hz. Osman zamanında bu nüsha esas alınarak Mushaf çoğaltılmış (istinsah) ve çoğaltılan nüshalar o zamanki İslam ülkesinin bazı büyük merkezlerine gönderilmiştir.

Kur’an’ın yazılması, ezberlenmesi, arz, cem ve istinsah süreçleri göz önüne alındığında onun hiç şüphesiz vahye dayalı bir ilahî kelam olduğu ve diğer ilahî kitaplarla bir karşılaştırma yapıldığında da Kur’an’ın diğer kutsal kitaplarda olduğu gibi bir tahrife uğramadığı anlaşılacaktır.