TR EN

Dil Seçin

Ara

Hiç Ölmeyecek Adam / Ölüm Öldürüldü mü?

Hiç Ölmeyecek Adam / Ölüm Öldürüldü mü?

Tenini besleyip geliştirmeye bakma, çünkü o sonunda toprağa verilecek bir kurbandır.

Sen gönlünü beslemeye bak! Yücelere gidecek, şereflenecek odur.

— Hz. Mevlana (ks)

 

Eşimin bir iş yemeği vesilesi ile çalışma arkadaşları ile ilk kez tanışıyoruz. Yuvarlak masanın etrafında 7-8 kişi var. Karşı tarafımda oturan biri, “Çok genç görünüyorsunuz.“ deyip kocaman bir gülümseme ile gözümün içine bakıyor. Yüzüme karşı ulu orta söylenen bu saçma ve gereksiz iltifata, sosyal normlar gereği bir de teşekkür etmem gerekiyor. Birkaç saniye bekliyorum, ama çıkmıyor ağzımdan. Omuzlarımı silkip kısık bir sesle mırıldanıyorum: 

“Gencim ben zaten.”

Bu cevabı beklemiyordu sanırım. Gülümseme birden kayboldu da…

…

İnsanların yaşla ilgili, hem kişisel hem de kültüre bağlı ilginç ön kabulleri var:

“Eğer örtülü iseniz yaşlı olmanız lazım. Hele bir de birkaç çocuğunuz varsa kesin içiniz geçmiştir. Hacca gidiyorsanız epey bir yaşlısınızdır. Emekli iseniz artık dünyadan elinizi eteğinizi çekmeniz gerek. Bir de torun torba sahibi olduysanız, onlar da büyüdüyse, daha ne işiniz var, ölün artık(!).”

 

Bir de diğer aşırı uç var: “70 yaşındayım ama, 20 yaşındakilerin giydiklerini giyeceğim, yaptıklarını yapacağım.”

 

80 yaşındaki Amerikalı komşum, bütün gün çalışıyor. Bahçesine, çiçeklerine bakıyor, yemeğini ve her işini yapıyor. Çok sosyal. Bir sürü misafiri geliyor. Araba kullanıyor her yere gidiyor. Biraz ötedeki Müslüman komşum ondan 20 yaş daha genç. Hep odasında… Evde gelini var. Yemeği suyu ayağına getiriliyor. Birini enerjisi ve çalışma şevki, diğerini ahiret inancı, maneviyatı ve Kuran’ı dinç tutuyor sanki. Herkes farklı… Hayattan beklentileri de farklı.

…

46 yaşındaki, Amerikalı Bryan Johnson tüm bu farklı beklenti ve ön kabullerin artık yıkılacağını düşünen biri. Kendisini bir kâşif, ucunu yakaladığı ve başarmaya çalıştığı idealini ise insanlık tarihinin en önemli devrimlerinden biri olarak görüyor. 

 

Son 3 yıldır üzerinde çalıştığı tek bir amacı var: ölmemek. Ölümün zorunlu olmadığını kanıtlamaya çalışıyor. Ona göre insanların hayatları ile ilgili bu beklenti ve kararlar hep, “Aşağı yukarı 70 yıl yaşarım.” varsayımından kaynaklanıyor. Bu yetmiş yılı en iyi nasıl geçirebilirim diye hayatlarına bir düzen kuruyorlar. Bu ön kabul değişirse, ahlaki, geleneksel, alışılmış, veya mutlulukla ilgili her şeyin değişeceğine inanıyor. 

 

4 milyon dolar harcayarak Blueprint adlı, biyolojik yaşı düşürmeyi hedefleyen bir program geliştiren Johnson’ın vücudu ile ilgili her veri bu programa yükleniyor. Yeme içmesinden, gün boyunca neyi ne kadar yapacağına kadar bütün kararlar bu program ve doktorları tarafından kontrol ediliyor. 

Bryan Johnson, 2015        Bryan Johnson, şimdi

Blueprint'ten önce

 

Bu sisteme göre, günde 111 tane hap yutuyor, düzenli olarak cilt bakımını yapıyor, sürekli kafatasına kırmızı ışın gönderen bir şapka giyiyor, günün belli bir saatini spor ile geçiriyor, erken yatıyor, en az 8 saat uyuyor, 5 olmadan kalkıyor. Sabah kalktığında bir süre lazer maskesini takıyor. Vitaminli mamalar ile vegan besleniyor. Belki de devamlı lazer işlemine maruz kaldığı için yüzü bembeyaz ve parlak. En pahalı arabaları alacak kadar zengin ama asla hız yapmadığı gibi, aşırı yavaş gidiyor. Bir kurabiye veya dondurma yemek gibi eylemleri, bedenine karşı şiddet olarak görüyor.

 

Johnson’ın programı, daha önce duymuş olabileceğiniz, farklı vitaminler, diyetler, kürlerden farklı. Amacı sadece yaşlanmayı geciktirmek değil, ölümü tamamen ortadan kaldırmak. Bedenini yaşlanmayı tersine çeviren bir algoritmaya dönüştürmekte kararlı. Bunun için de hayatının idaresini kendi aklından çok Blueprinte teslim etmesi gerektiğine inanıyor. Çünkü kendine bıraksa, geç de yatabilir, sağlıksız da yiyebilir, içki de içebilir. Ama akıl ve iradesini Blueprinte teslim ettiği, ve doktorların dediğine inandığı için, 30 yaşındaki birinin kemik yapısına ve 37 yaşında birinin kalbine sahip olduğunu söylüyor. Hedefi ise 18 yaşına inebilmek. 

 

Johnson’ın 27 yaşındaki asistanı Kate Tolo da birkaç ay önce hayatını Blueprint’e göre yaşamaya karar vermiş. İkisi kendilerini yeni Homo sapiens’in Âdem ve Havva’sı olarak görüyorlar. 

 

Johnson hep böyle değilmiş tabi… Utah’da bir çiftlikte büyümüş. Mormon kilisesine bağlı, inançlı bir insanmış. Ekvator’da misyonerlik görevini yaptıktan sonra üniversite okumuş ve yüksek lisansını yapmış. Evlenmiş ve 3 çocuk büyütmüş. Kurduğu şirket 300 milyon $’a satıldıktan sonra, klişe bu ya, eşinden ayrılmış. Mormon kilisesini de terk etmiş.

 

Yaptığı her şey yanlış diyemem. Zeytin yağı tüketmek, erken yatmak, elektronikleri yatak odasından uzak tutmak, az yemek, spor yapmak elbette faydalı. Yaşlanmayı geciktirme adına yapılan araştırmalar da var.

 

Bazı bilim insanları sınırlı olarak yaşlanmanın geri çevrilebileceğini düşünüyor. Bu yıl, Harvard hocalarından David Sinclair ve büyük bir ekibin Cell’de yayınladığı makaleye(1) göre, farelerin yaşlanması hızlandırılabiliyor veya tersine döndürülebiliyor. Yaşlanmanın sebebi DNA üzerinde biriken mutasyonlardan çok, epigenetik değişimler olarak görülüyor. Başka bir deyişle yaşlanma, hücredeki DNA bilgilerinin kaybolmasından ziyade, susturulması ile gerçekleşiyor. Bu susturulma, yedek gen kopyalarının aktif hale getirilmesi ile geri çevrilebiliyor.

 

Sinclair’in üzerinde oynadığı genler, Nobel ödüllü Shinya Yamanaka’nın 2006 yılında tespit ettiği 4 genden 3’ü. Sinclair hücrenin epigenetik geçmişini tamamen silmek istemediği için 4 genin tamamında değişiklik yapmamış ve 3 genin yaşlanmayı geriye çevirmede yeterli olduğunu görmüş. 

 

Yamanaka’nın bulduğu, bahsedilen 4 gen, yetişkin insan hücrelerini, gençleşmeyi bırakın, embriyonik kök hücre hallerine geri döndürüyor.(2-3-4-5-6) 2006’da fare hücrelerinden, 2007’de ise insandan elde edilen bu kök hücreler, beyin, kalp, sinir hücresi gibi pek çok hücre tipine dönüştürülebiliyor. 

 

Hücrenin böyle bir kabiliyeti olduğunun keşfi tıpta pek çok kapıların açılmasına neden oldu. Üstelik bazı hastalıkların tedavisi için kullanılmak istenen embriyonik kök hücreler noktasındaki ahlâki engelleri de ortadan kaldırdı. Hastanın kendi hücrelerinden yapıldığı için de, tedavi veya nakil durumunda bağışıklık sisteminin, hücreleri kabul etmesini kolaylaştırıyor. 

 

Dünya çapında pek çok laboratuvar Alzheimer’dan, diyabete kadar pek çok hastalıkta, hangi safhada, hücrede nelerin yanlış işlediğini anlayabilmek için, Yamanaka metodu ile kök hücreler ürettiler. Hastalıkların gen boyutunda nasıl başladıkları anlaşılabilirse, tedaviler de ona göre değişecek, ve belki hastalık veya yaşlılık daha başlamadan önlenebilecek. Yeni bulunan ilaçlar ise önce zavallı hayvanlar üzerinde değil de, bu kültür hücreler üzerinde denenebilecek. 

 

Pek çok hastalık bir veya birkaç hücre tipinin, fonksiyonunu kaybetmesinden dolayı oluyor. Örneğin, insülin üreten hücrelerde hastalık varsa diyabet, retina ve kornea hücrelerinde işlev bozukluğu varsa körlük meydana geliyor. Yeteri kadar genç ve sağlıklı hücrenin laboratuvarda bu yöntemle üretilip hastaya verilmesi, pek çok hastalığın tedavisinde bir ümit olarak görülüyor.

 

2020’de yine Sinclair’in Nature’da yayınladığı konu ile ilgili diğer bir çalışmada(7), genlerinde epigenetik değişimler yapılan yaşlı farelerin, gözlerindeki yaşlılıkla meydana gelen rahatsızlıkların iyileştiği gözlemlenmiş. Şu anki sonuçlar ise bu sistemin sadece bir doku veya organda değil, tüm hayvan bedeninde uygulanabilir olduğunu gösteriyor. Retinal transfer, Japon doktorlar tarafından insan gözünde de uygulandı ve başarılı oldu.(8-9) Göz hastalıkları, yaşlanmanın geriletilmesi için yapılan testlerin ilklerinden olması normal. Çünkü gen terapisi ilaçları direk göze enjekte edilebiliyor. 

 

Fakat başka hastalıklar üzerine de çalışmalar var. Parkinson ile ilgili ilk testler maymunlarda yapıldı(10) ve başarılı sonuçlar alınınca insanlar üzerinde de denendi.(11-12-13-14) Kalp hastalıkları için de Japonya’da izinler verildi.(15-16-17) Tedavilerin genel kabul görmesi için hastaların uzun süre takip edilmesi gerekiyor.

 

Bu yayınlar, yaşlanmanın yeniden tanımlanmasında yepyeni birer adım. Ve şu haliyle cevapladığından çok daha fazla soru ortaya çıkmasına neden oluyor. Yapılan gen terapisi ilerde kromozom yapısını bozar mı, bağışıklık sistemi tarafından reddedilir mi, kansere neden olur mu bilinmiyor. Kim bilir belki bir gün, dünyanın ömrü yeter de, bu engeller aşılır, insan Hz. Nuh gibi 950 sene yaşar(18), ve ölen herkesin cesedi yakışıklı olur. Fakat ortalama yaş kaça çıkarsa çıksın, ölüm isteğe bağlı değil. İnsan da, evi olan dünya da bir gün ölecek.

 

JOHNSON METODU BİLİMSEL Mİ?

 

Tüm bu araştırmalar genelde tek bir etken üzerine yoğunlaşır ve bilimin kurallarına göre açık bir şekilde yapılır. Adımlar ve kullanılanlar bellidir ve rahatlıkla kritik edilebilir ya da hakem kurulu tarafından reddedilir. Bryan Johnson’ın bu şekilde kendi bedenini bir laboratuvar faresine dönüştürmesi ise bilimin doğrulayabileceği veya herkese tavsiye edilen bir program olamaz. 111 tane hapı aynı anda aldığınızda, bu kimyasalların etkileşimi kötü sonuçlar doğurabilir. Bir kişide işe yarasa bile, diğerinde çok zarar verebilir. Vücuttaki yağ miktarının bu kadar az olması da sağlıklı değil, çünkü vücutta yağın da görevleri var. 

 

Johnson, Blueprint uygulamasının halka ulaşmasını istiyor. Kendi kurduğu ilginç dinin neşriyatını da yapıyor yani. Bu “hizmet” bedava olsa da web sitelerinde zeytinyağı gibi sağlıklı ürünler de satılıyor. Johnson’ın tüm biyolojik ölçümlerini internet sayfasından incelemek mümkün. Dinlenme esnasındaki kalp atışını, hormon seviyelerini, ve hatta bağırsaklarının kamera görüntüsünü… Egzersiz rutinleri ise YouTube’da binlerce kişi tarafından takip ediliyor. İsteyenler prosedürü kendileri uygulayabiliyorlar.(19-20-21-22-23) Tabi böyle bir rutini devam ettirebilmeniz için aile geçindirme, çocuk bakma, ev idare etme gibi bir işinizin, hele bizim kültürümüzde sosyal hayatınızın hiç olmaması lazım.

 

Bryan Johnson’ın web sitelerinde gezip, bazı röportajlarını sonuna kadar okumamın sebebi sırlarını çözmek değildi. Aileden gelen genetik kalp rahatsızlıkları, gece oturmaları ve bu tatlı sevdası ile bu algoritmanın yakınından bile geçemeyeceğimi anlamak zor olmadı. Fakat hikayesi beni düşündürdü. 

 

JOHNSON'IN HAYAT STİLİNİ İLK DUYDUĞUNUZDA SİZ NELER HİSSETTİNİZ?

 

Ben öncelikle acıdım. Bir tane hayatı var bu dünyada ve onu bile yaşayamadığını düşündüm. Arkadaşlarınla oturup gecenin 1’inde çay ve çekirdek yiyerek sohbet etmenin, bir simiti paylaşmanın, sıcak bir yumurtaya ekmek batırmanın, gece dershanede sabahlayıp beraber Cevşen okumanın zevkini hiç alamayacaktı. Kendini, kendi inşa ettiği bir hapse sokmuş, parmaklıklarından dışarı bakarken, ebediyen orada kalmak istediğini herkese ilan ediyordu. İnsanın en temel isteklerinden biri olan ebediyet hissini ne kadar da ilginç bir şekilde gösteriyordu. 

 

Blueprint onun rabbi, yapay zeka ilahi şeriatı, doktoru ise peygamberi olmuş, aklını da bir tarafa bırakıp onlara tabi olmuştu. Bu hapiste ebediyen yaşamak için aklı ile beraber heva ve hevesini de terk etmiş gece dışarı çıkmaz, içki içmez, hızlı araba kullanmaz, doğru düzgün bir yemek yemez olmuştu. Budist rahiplerden bile iyi nefis terbiyesi yapıyordu.

 

Uzun zaman önce dinlediğim, sürekli deri ceket giyen bir ünlünün röportajı aklıma geliyor. Sunucu sordu: “Deri ceket size çok yakışıyor, ama yazın rahatsız olmuyor musunuz?” Bunca yıl geçti ama cevabı hala aklımdan silinmedi: “Hayranlarım beni böyle sevdi, ben onlar için giymeye devam edeceğim.” 

 

Adamın biri kalkmış, dünyada kendi kurduğu hapiste ebedi yaşamak için parasını, aklını, tüm heveslerini bırakmış. Bir diğeri hayranlarının sevgisi için yazın sıcağında deri ceketle dolaşıyor. Rabbimiz bize aklınızı bırakın demiyor, “Akl’edin.” diyor zaten, ama biz nasıl oluyor da onun sevgisi ve rızası için onun istediği gibi giyinemiyoruz. Bize vadettiği ebedi cenneti kazanmak için heva ve hevesimizi neden terk edemiyoruz? Telefonları bir kenara bırakıp, sabah namazına çok daha şevkle kalkabilmek için, neden hemen uyumuyoruz? Akla hayale gelmeyecek güzellikteki cennet, Bryan Johnson’ın mamayla beslendiği yalancı cennetinden daha cazip gelmiyor mu?

 

KISA YAŞAMAK / UZUN YAŞAMAK

 

Filistin’deki çocukları düşünürseniz, onlar savaşın içine doğdular, savaşın içinde yaşadılar, ve daha büyüyemeden şehit oldular. Bu kısacık hayatları ile ebediyeti kazandılar. İçinde bulundukları durumun acısı, onları çok çabuk olgunlaştırdı. Bediüzzaman Hz. “Harb-i umumiyi gören ihtiyardır.” der. Rahmet-i İlahiyeden ümit ediyoruz, bu savaş çocukları, yetişkinler gibi dirilsin, ve yaşlıların girmediği cennette, yetişkinler gibi mükâfat ve zevk alsınlar.

…

Johnson asla ölmeyeceği(!), bu aşırı hayat tarzına devam ederken biz faniler, yine ekmeği kızartıp üzerine reçel sürmeye, dondurma yemeye, misafirler geç saat kalkalım derse, “Olmaz daha kahve içeceğiz.” demeye devam edeceğiz sanırım. Belki de ebediyetin garanti olduğuna inandığımızdan bu rahatlığımız. Ebedi olmak için sadece bir kere olmak ve bir kere de ölmek gerekiyor. Gerisinde nasıl bir hayat yaşayacağımız ise burada ektiklerimize bağlı. Bunun için elbette Allah’tan uzun ömür ve sağlık istiyoruz ki daha çok ahiretimiz için çalışalım. Ama bundan da öte bir şey var. Allah’ı razı edebilme ve O’ndan razı olma mertebesine yükselmeye çalışıyor muyuz, asıl soru bu. İnsan buna erişebilir ise uzun yaşamasına gerek yok, bir an yaşamak yeterli.(24) 

 

Sonsuzluktan 62 çıkarsan da aynı, 950 çıkarsan da aynı…

 

 

 

Kaynaklar:

1. Yang JH, Hayano M, Griffin PT, Amorim JA, Bonkowski MS, Apostolides JK, Salfati EL, Blanchette M, Munding EM, Bhakta M, Chew YC, Guo W, Yang X, Maybury-Lewis S, Tian X, Ross JM, Coppotelli G, Meer MV, Rogers-Hammond R, Vera DL, Lu YR, Pippin JW, Creswell ML, Dou Z, Xu C, Mitchell SJ, Das A, O'Connell BL, Thakur S, Kane AE, Su Q, Mohri Y, Nishimura EK, Schaevitz L, Garg N, Balta AM, Rego MA, Gregory-Ksander M, Jakobs TC, Zhong L, Wakimoto H, El Andari J, Grimm D, Mostoslavsky R, Wagers AJ, Tsubota K, Bonasera SJ, Palmeira CM, Seidman JG, Seidman CE, Wolf NS, Kreiling JA, Sedivy JM, Murphy GF, Green RE, Garcia BA, Berger SL, Oberdoerffer P, Shankland SJ, Gladyshev VN, Ksander BR, Pfenning AR, Rajman LA, Sinclair DA. Loss of epigenetic information as a cause of mammalian aging. Cell. 2023 Jan 19;186(2):305-326.e27. doi: 10.1016/j.cell.2022.12.027. Epub 2023 Jan 12. PMID: 36638792; PMCID: PMC10166133.

2. Takahashi K, Yamanaka S. Induction of pluripotent stem cells from mouse embryonic and adult fibroblast cultures by defined factors. Cell. 2006 Aug 25;126(4):663-76. doi: 10.1016/j.cell.2006.07.024. Epub 2006 Aug 10. PMID: 16904174.

3. https://www.nobelprize.org/prizes/medicine/2012/press-release/

4. Yamanaka S. Pluripotent Stem Cell-Based Cell Therapy-Promise and Challenges. Cell Stem Cell. 2020 Oct 1;27(4):523-531. doi: 10.1016/j.stem.2020.09.014. PMID: 33007237.

5. Takahashi K, Tanabe K, Ohnuki M, Narita M, Ichisaka T, Tomoda K, Yamanaka S. Induction of pluripotent stem cells from adult human fibroblasts by defined factors. Cell. 2007 Nov 30;131(5):861-72. doi: 10.1016/j.cell.2007.11.019. PMID: 18035408.

6. Yu J, Vodyanik MA, Smuga-Otto K, Antosiewicz-Bourget J, Frane JL, Tian S, Nie J, Jonsdottir GA, Ruotti V, Stewart R, Slukvin II, Thomson JA. Induced pluripotent stem cell lines derived from human somatic cells. Science. 2007 Dec 21;318(5858):1917-20. doi: 10.1126/science.1151526. Epub 2007 Nov 20. PMID: 18029452.

7. Lu, Y., Brommer, B., Tian, X. et al. Reprogramming to recover youthful epigenetic information and restore vision. Nature 588, 124–129 (2020). https://doi.org/10.1038/s41586-020-2975-4

8. Takagi S, Mandai M, Gocho K, Hirami Y, Yamamoto M, Fujihara M, Sugita S, Kurimoto Y, Takahashi M. Evaluation of Transplanted Autologous Induced Pluripotent Stem Cell-Derived Retinal Pigment Epithelium in Exudative Age-Related Macular Degeneration. Ophthalmol Retina. 2019 Oct;3(10):850-859. doi: 10.1016/j.oret.2019.04.021. Epub 2019 Apr 26. PMID: 31248784.

9. Akiba R, Takahashi M, Baba T, Mandai M. Progress of iPS cell-based transplantation therapy for retinal diseases. Jpn J Ophthalmol. 2023 Mar;67(2):119-128. doi: 10.1007/s10384-022-00974-5. Epub 2023 Jan 10. PMID: 36626080.

10. Kikuchi, T., Morizane, A., Doi, D. et al. Human iPS cell-derived dopaminergic neurons function in a primate Parkinson’s disease model. Nature 548, 592–596 (2017). https://doi.org/10.1038/nature23664

11. Morizane, A. Cell therapy for Parkinson’s disease with induced pluripotent stem cells. Inflamm Regener 43, 16 (2023). https://doi.org/10.1186/s41232-02