Şoför, dolmuşa binerken halinde bir tuhaflık sezdiği adamın, son durağa varmış olmalarına rağmen halen arabadan inmemiş olduğunu fark edince, kafasını hiç çevirmeden onu gördüğü aynaya doğru seslendi:
“Beyefendi yolculuğumuz sona erdi, burası son durak.”
Fakat bir tepki gelmedi. Adam sondan ikinci sırada, sağ cam kenarında oturmaktaydı. Yaş olarak henüz yolun yarısını geçmemiş izlenimi veren genç adama doğru dönüp, biraz daha dikkatli bakınca, onun kafasını cama dayamış halde olduğunu gördü ve uyumakta olduğunu anladı. Kılık kıyafeti ile oldukça hacimli duran çantasına yapıştırılmış reklam yazıları dikkatini çekti. Kapı kapı dolaşan bir satış temsilcisi olmalı diye düşündü “yorgunluktan bitap düşmüş zavallı” diye mırıldandı.
Bu sefer daha yüksek bir tonda seslendi:
“Beyefendi burada inmeniz gerekiyor. Son durağa geldik.”
Hiçbir şey değişmemiş, adam kıpırdamamıştı bile. Bu durum şoförün tedirgin olmasına neden oldu. Zaten dolmuşa binerken onun bezgin ve telaşlı hali dikkatini çekmişti. Yakın zamanda bu araçta bir yolcunun kalp krizi geçirdiği aklına geldi ve yerinden hızla kalkarak adamın yanına koştu. Onun nefes alıp vermekte olduğunu anlayınca rahatladı. Derin bir uykuda olmalı diye düşündü. Nefes alıp vermesi arada iniş ve çıkışlarla ilginç bir hal alıyordu. Bir kâbus görüyor gibiydi. Onu omuzundan hafif bir şekilde sarstı. Fayda etmedi. Mırıldanıyor ve ne dediği belli olmayan şeyler söylüyordu. Daha hızlı sarsmasına ve bunu birkaç kez tekrarlamasına rağmen onu uyandırmayı başaramadı. Çok şaşkındı. Ne yapacağını bilemedi.
Durakta yolcu bekleyen diğer dolmuşların şoförlerinden yardım istedi. Hep beraber adamı oturduğu yerden kaldırıp araçtan dışarı çıkarttılar. Onca tartaklanmaya rağmen adam bir türlü uyanmıyordu. Onu duraktaki yolcuların beklerken kullandıkları sıralardan birine oturttular. Fakat adam oraya yatar gibi uzandı. Üstelik gördüğü kâbusun etkisi ile olacak, acı ile kıvranıyor ve tuhaf sesler çıkarıyordu. Fakat bir türlü uyanmıyordu. İçlerinden biri durağa çok yakın olan karakola haber vermeye gitti. Bir diğeri ambulans çağırdı. Karakoldan memurun gelmesi uzun sürmedi. Adam halen uyuyordu. Çıkardığı seslerden, yüzünün aldığı şekillerden ve renklerden anlaşıldığı kadarı ile rüyasında sanki bir saldırıya uğramak üzereymiş, hayati tehlike içerisindeymiş gibiydi. Çok hızlı nefes alıp veriyor ve korku dolu sesler çıkarıyordu. Bir ara daha net ve anlaşılır bir şekilde konuşmaya başladı. Fakat bu kısa sürdü. Yine de onu öldürmek isteyen birisinden kaçmakta olduğu ve yakalanmasının an meselesi olduğu anlaşılmıştı. Bir telefonla, kısık sesle konuşarak yardım istemişti.
Ambulans beklenenden çabuk geldi. Polis memuru ile şoför, ambulansa bindiler. Şoför olayı en başından alarak memura anlatmaya çalışıyordu. Bu arada sağlık görevlileri gerekli müdahaleleri yaptılar. Hatta onu sakinleştirmek için bir rahatlatıcı iğne de yaptılar. Fakat bunların bir faydası olmamıştı. Kâbus devam ediyor olmalıydı, çünkü buna işaret eden sesler kesilmemişti. Adamın alnı daha çok terlemeye başladı. Belli ki kovalamaca sürmekteydi.
O an adamdan derin bir inleme sesi geldi ve ambulanstakilerin bakışları pür dikkat ona yöneldi. Gördükleri karşısında hepsi şaşkındılar. Adam kurşunlanmış ya da bıçaklanmış gibi elleri ile göğsünü ve karnını tutuyordu. O sırada hastaneye vardılar. Acilen ameliyata alındı. Kalp atışları gittikçe yavaşlıyordu. Yapılan bütün müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Aynı gün buna benzeyen birçok olay yaşandı. Hastanelere acile getirilen insan sayısı artmaya başladı. Çok kısa sürede bütün dünyada aynı tip olayların bir pandemi haline gelmesi herkesi şaşkına çevirdi. Kimin başına ne zaman geleceği belli olmadığı için, insanlar arasında korkulu bir bekleyiş hakim oldu. Uyanamamaktan korkarak dayanabildiği kadar uyumamaya çalışanlar çoğunluktaydı. Fakat uykusuz kalınabilecek süre kısıtlı olduğu için mecburen uyuduktan sonra uyanabilenler çok şanslı addediliyordu. Fakat uyuyup uyanamayanların ve bunların içinde gördükleri rüyalarda kötü olaylar yaşayıp, sancılarını gerçek hayatta birebir yaşayanların sayısı, her geçen gün artıyordu. Normal hatta güzel rüyalar gördükleri zaman da bu durum, hallerine ve yüz ifadelerine olumlu yansıyordu. Uyanamamak Sendromu adı verilen ve bir hastalık olarak tanımlanan bu durumun neden olduğu olumsuz sonuçları takip etmeye, tedbirler almaya ve tedavi etmeye yönelik çalışmalar, Dünya Sağlık Örgütü’nün yönlendirmeleri ile tüm ülkelerde aynı zamanlı uygulanmaya başlandı.
İnsanların uyanamadıkları ve gördükleri rüyada başına ne gelirse, sonuçlarını gerçek hayatta yaşadıkları bir tuhaf hastalıktı bu. Bir insan rüyasında trafik kazası geçirip ağır yaralansa, bu yaraların etkilerini gerçek hayatta bedeninde hissediyordu. Rüyasında yaşadığı olayda ölenler aynı sonucu gerçekte de yaşıyorlardı. Bütün bunlar uyanamayanların, uykularında konuştuklarında elde edilen bilgilerle teyit edilmişti.
Bilim insanları bir yandan kâbus görmeyi engelleyecek aşı ve ilaçlar geliştirmeye, diğer yandan da uyumadan çok daha uzun yaşamanın yollarını bulmak için çalışıyorlar, ayrıca insan yaşamından uykuyu tamamen çıkartmayı da hedefleyen araştırmalar yapıyorlardı. Hastalığın bulaşıcı olduğuna yönelik yaptıkları açıklama yetersiz kaldı; çünkü nasıl ve neden bulaştığını bir türlü tespit edemiyorlardı. İnsanlık adeta görünmeyen bir virüsle karşı karşıyaydı. Muhtemel virüse, X Virüsü dediler ve ilk etapta çözüm olarak—uyanamayanların—belirli binalarda bir arada ve müşahede altında tutulmasına karar verdiler. Fakat her gün çok hızlı artış olması bunu uygulanamaz bir hale getirmeye başlamıştı.
Sadece altı ay içinde, tüm dünyadaki uyanamayan sayısı milyonlarla ifade edilmeye başlandı. Bu kadar sürede henüz ne bir aşı ne bir ilaç bulunabilmişti. Üstelik bu hastalığa dünyanın en güçlü siyasilerinden ve veya en zengin insanlarından bile yakalananların olması, yaşanan paniğin daha da artmasına neden oldu. Evinin dışında, işte ya da yolculukta uykuya dalanların ve uyanamayanların sayısı da çok artınca, gündelik hayatta yaşanan kazalar ve problemlerin ardından sokağa çıkma yasakları uygulandı. Bir yılın sonunda uyanamayan sayısı görülmemiş bir artış hızı nedeniyle milyarlarla ifade edilmeye başlanmıştı. Bu durum hastalığa henüz yakalanmamış olanlar için de bir kâbusa dönüştü ve kısa süre sonra dünya gezegeninde insan nüfusu da oldukça azaldı. Yaşamı devam eden insanlar ise hiç uyanamadan uyumaya başladılar. Diğer bir ifade ile bütün insanlar uykudaydılar.
