Genç adam eşinin sesi ile uyandı. Fakat buna çok şaşırdı. Çünkü bu sabah yanında olan kadın eşi değil, dün gece barda tanıştığı ve geceyi beraber geçirdiği kadın olmalıydı. Üstelik evinde değil, başka bir ülkede, bayi toplantısı için geldikleri otelde uyanması gerekiyordu. Biraz daha kendine gelince hatırladığı başka bir şeyle irkildi. Odaya, otel görevlisi kılığında giren bir adam, yanındaki yabancı kadınla kendi dillerinde tartışmaya başlamış, ardından her ikisine de kurşunlar yağdırmıştı. Çok şükür ki bir kabus görmüşüm diye sevindi önce. Sonrasında canı sıkıldı. Rüyasında bile olsa bu yaptığı affedilir bir şey değildi. Sanki gerçekmiş gibi tuhaf ve derin bir pişmanlık duydu. Böyle bir hata yapmış olsa kendisi bile kendisini affetmezdi. Eşini ve çocuklarını o kadar seviyordu ki onları kaybetmeyi asla göze alamazdı. Üstelik bir anlık gafletle sonsuz bir hayatı, ahiretini kaybetmek de vardı…
Fakat eşi bir önceki sabah yaptıkları konuşmadaki şeyleri birebir söylemeye başlayınca şaşkınlığı daha da arttı:
— Biraz acele etsen iyi olur hayatım, ben de bu sabah geciktim. Bırak kahvaltı hazırlamayı, Emir’in beslenme çantasını bile hazırlayamadım. Sen okula bırakmadan önce onun sevdiği sade poğaçadan alırsan iyi olur. Bir de o küçük kutulardan karışık meyve suyu al. Bu günlük idare eder. Dün gece misafirler de gitmek bilmedi. Sohbetin geleceği yer baştan belliydi aslında. Fakat insanlar da haklılar, öğrenmek istiyorlar. Televizyonda kadın programına bile haber olunca duymayan kalmadı. Başım çok ağrıyor. Bütün gece uyuyamadım. Çoktandır tutmayan migrenim tuttu galiba. Sabaha karşı biraz dalmışım. Sen iyi uyudun maşallah.
Bunu söylerken sevgi ile sarıldı kocasına. Onun olaylar karşısında sakin kalabilmesine ve hep makul ve mantıklı davranmasına alışkındı. Ve bu özelliği sabırsız ve fevri davrandığı zamanlarda güç veriyordu ona. Birkaç saniye öylece kaldılar. Bu sarılış genç adama hem bir veda hem bir kavuşma duygusunu aynı anda yaşatmıştı. Bir yandan neler olduğunu anlamaya çalışıyor bir yandan da eşi ile arasında geçen bu konuşmayı çok net hatırlıyordu. Hatta birazdan ona vereceği cevabı da biliyordu. Bu bir dejavu olmalı diye düşündü:
— Tamam hayatım. Sorun etme. Ben çocukları hazırlarım. Yat, istirahat et. Senin suçun olmayan konularda kendini gereksiz yere yıpratıyorsun. Üzülmemek elde değil… Haklısın… Fakat beş kardeşin beşi bir değil ki. İnsan kardeşini seçemiyor. Önceden de çok sorun çıkardığı konular oldu. Bu ilk değil ki. Sen onun için üzerine düşeni her zaman fazlası ile yaptın. Bizi düşün. Çocukları düşün. Kendini yıpratma onun için. Ve kabul et ki o serserinin kendisinden başka hiç kimse umurunda değil.
— Haklısın. Fakat ben yine uzaklardayım. Annem ve babam ne haldeler bir düşün. Babam fazla belli etmemeye çalışıyormuş ama, nasıl kahrolmuştur kim bilir. Şimdiye kadar çok serserilikleri oldu fakat hala aklım almıyor nasıl böyle bir şey yapabilir, daha altı aylık ikizleri var, o kadar güzel, dünya iyisi bir eşi var. Evlenince düzelir diyerek o masumu da yaktık. Üstelik uğruna herkesi ve her şeyi feda ettiği kadın da evliymiş. Sen benim aklıma mukayyet ol yâ Rabbim…
Kadın bir an durdu. Birazdan yurt dışına uğurlayacağı bir eşi vardı ve kendisini toparlaması gerektiğini düşündü:
— Neyse sen başka bir şey istiyor musun? Hazırlamamı istediğin başka bir şey var mı? Söylediklerini iyi ki çok önceden hazırlamışım. Bavulunu kontrol et bir eksik olmasın.
— Tamam. Bir daha bakarım. Yalnız sen bana söz ver. Bu konuyu fazla düşünmemeye çalış. Şimdi telefon trafiği artar. Arayanlar çok olur. Mümkün olduğunca bu konuyu konuşmamaya dikkat et. Bak 3 gün olmayacağım. Gözüm arkada kalacak. Beni ve çocukları düşün. Ben dönünce memlekete gideriz. Hem sana hem sizinkilere moral olur.
Eşi ile 16 yıllık evliydiler. Emir ilkokul ikinci sınıfa gidiyordu. Lise birinci sınıfta okuyan Zeynep isminde bir de kızları vardı. İkisi de çok sevimli, sağlıklı ve akıllı çocuklardı. Eşi ile severek evlenmişlerdi. Mutlu bir aileydi onlar.
Genç adam bunları düşünürken bir yandan da dün gece yaşadıkları gözünde canlandı. Çok ilginç bir şekilde iki zihni olan bir insana dönüşmüş, biri ile bir önceki günü aynı ile yaşıyor fakat diğeri ile o gece yaşadıklarını da hafızasında canlı bir şekilde taşıyordu. Biraz sonra atacağı adımı, yapacağı hareketleri ve söyleyeceği şeyleri biliyor olmak, ilk kez yaşadığı garip bir duyguya neden oluyordu. Şu an kayınbiraderinin neden olduğu ve herkesi allak bullak eden olaylar konusunda eşini teselli ederken, nerede ise aynı hatayı kendisinin bu gece kalacağı otelde eşine ihanet ederek işleyeceğini bilmenin tuhaf bir acısını yaşıyordu. Üstelik üzerine sıkılan kurşunların nedenini ve akıbetini de bilmiyordu.
Yıllarca küçük bir bayi olarak kalan işletmesi, en başarılı bayiler listesine bu yıl ilk kez girmişti. Banka kredilerine hep soğuk bakmıştı fakat dükkanının hemen yan tarafına açılan yeni bir banka şubesindeki bayan müdire, onu dükkanını ipotek vermeye ve kredi çekmeye ikna etmişti. Zaten işini çok iyi yapan o müdirenin—asla—diyenlerden ikna edemediği esnaf kalmamıştı o caddede.
Kısa sürede kredi limitleri de, yaptığı cirolar da artmış ve bunun çok avantajını görmüştü. Artık maddi yönden daha rahattı. Seneye çocukları özel okula bile yazdırabilirdi. Fakat bu kredilerden ve ipotek olayından eşine bahsetmemişti. Bu konularda çok hassastı. Banka, kredi ve faiz kelimelerini duymaktan bile rahatsız olurdu.
Şirketin ödül olarak yaptığı organizasyonla geldikleri bu yabancı ülkede ve kaldıkları otelde, anlatılanların da üzerinde bir ahlaksızlık hakimdi. Aslında organizasyon için bu ülkenin seçilmiş olmasını eleştirmişti önce ve gitmemeyi de düşünmüştü. Fakat—kimsenin beynine silah dayayıp ahlaksızlık yapması istenmeyecek—diyen bazı bayiler onu gelmesi için ikna etmişti. Fakat bu seyahat, genç adam için hiç de iyi olmadı. Arkadaşlarının da baskısı ile, bir daha içmeyeceğine dair yıllar önce eşine verdiği sözü bir anlık gafletle bozmuştu. Evet, “her şey bir anda” olmuştu. Bununla da kalmamış, çok azından bile bünyesinin çok etkilendiği içkiyi kendi standartlarında biraz fazla kaçırmıştı. Böylece—gelmişken bu otelin o çok ünlü kumarhanesini de ziyaret etmemek olmaz—diyenlere itiraz etme gücünü de kaybetmişti.
Genç adam artık iyice idrak etmişti ki, tam anlamı ile önceki günü birebir tekrar yaşıyordu. Eşi ile vedalaşmış ve çocukları okullarına bırakmıştı bile. Bu günü yaşayan zihni için bir sorun yoktu fakat önümüzdeki geceyi yaşamış olan zihni için çocuklardan ve eşinden ayrılmak da çok zor gelmişti.
Her adımı, her yaptığı, bire bir dün yaşadıkları şeylerdi. Çocuklar için uğradıkları pastanenin kasasında görevli gencin para üstünü fazla vereceğini ve bunu arabada fark edip geri dönerek fazla olan kısmı iade edeceğini bildiği halde müdahale edemediğini görünce, olayları aynı şekilde yaşamak zorunda olduğunu daha da iyi anladı. Gitmek istemediği halde gitmek zorundaydı. Oysa bu ödül zannettiği yurtdışı seyahati, onun için bir ceza, bir zorunluluk olmuştu artık. Ne o ülkeye gitmek ne o otelde kalmak ne de o günahları işlemek istiyordu. Fakat hiç istemediği halde aynı şeyleri tekrar yaşadı. Havaalanına da gitti uçağa da bindi. Ve sonrasındakiler de birer birer yaşandı. Bunların hepsi onun için bir işkenceye dönüşmüştü. Her anında artan bir ıstırabın olduğu bir zaman dilimiydi bu. Ve aynı sonu tekrar yaşadı. Üzerine doğrultulan silahtan kurşunlar yağdı ve o buna engel olamadı.
Genç adam eşinin seslenmesi ile uyandı yine. Fakat bu sesin eşine ait olması, yine önceki güne uyandığını ve aynı şeylerin tekrar tekrar yaşandığı bir döngüde olduğunu gösteriyordu. Şimdiye kadar duyduklarından çok daha fazla acı barındıran bir ateş düştü içine. Pişmanlığının sonsuzluğu kadar büyük bir ateşti bu. Bir anlık bir yanılıyor olma ümidine sığınmaya kalktı, fakat yanılmamıştı, evindeydi işte ve eşi yine aynı şeyleri söylüyordu:
— Biraz acele etsen iyi olur hayatım, ben de bu sabah geciktim. Emir’in beslenme çantasını hazırlayamadım. Sen okula bırakmadan önce onun sevdiği sade poğaçadan alırsın. Bir de o küçük kutulardan karışık meyve suyu al. Bu günlük idare eder. Dün gece misafirler de gitmek bilmedi…
