TR EN

Dil Seçin

Ara

Hayalin İçinden Öyküler / İncitenden İncinenler

Hayalin İçinden Öyküler / İncitenden İncinenler

Ölmüş insanların bekleme salonlarında yaptıkları ilk sohbetler genellikle öldükleri gün neler yaşadıkları üzerinedir. Sizden bunu anlamanızı bekleyemem çünkü bu günü yaşayanlar bilir.

Burada herkes birbirinin nerede, nasıl öldüğünü ve ölmeden önce neler yaşadığını merak eder. Nereden mi biliyorum? Ben de o günü yaşayanlardanım.

Şu anda burada böyle bir sohbet başlıyor. Az sonra anlatmaya başlayacak ölüden sonra sıra bana gelecek.

Evet, başladı. Söylediklerini aynı ile aktarıyorum:

— O günün sabahında akşamdan kalma bir öfkeyle uyandım. Eşimle hoşgörüsü düşük, şiddeti yüksek bir tartışma yaşamıştık. Sebep, ekseri evlilikte olduğu gibi, bedenleri evimizden çok uzaklarda olduğu hâlde ruhlarını çağırıp bizi rahatsız etmelerini sağladığımız, henüz hayatta olan yakınlarımızdı.

Bir türlü çekirdek ailemizin içinde kalamıyor, ille de onlarca insanın ruhunu çağırıp o geniş eve sığamamayı tercih ediyorduk. Çoğu zaman eskilerden, evliliğimizin ilk zamanlarından, hatta evlilik hazırlıkları sırasında vuku bulan sorunlu bir hatırayı ya da dikenli bir sözü, onca ağırlıklarına ve o kadar mesafeye rağmen bugüne taşımayı başarabiliyorduk. Üstelik o sözün ve hatıranın başrolünde başkaları olmasına rağmen... O başkaları da bize aitti fakat suç bize ait değildi. Cezasını onların değil, bizim çekmemiz tamamen bir tercihti.

İşe gitmek için gerekli hazırlıklarımı tamamlayıp her zamanki gibi kahvaltımı yapmadan ve eşimi uyandırmadan çıktım evden. Çünkü o, çocukları okula hazırlamak için saatini daha sonraya kuruyordu.

Yine de onu uyandırıp bir “Allah’a ısmarladık” demediğim için, “Ben yola çıkıyorum, dünyanın bin bir türlü hâli var; kazası var, belası var, dargın ayrılmayalım.” diyemediğim için, ruhumda başlayan mücadeleyi “İncinme, incitenden.” diyen o naif ses değil de benim haklı olduğumu haykıran o kuru gürültü kazandı. Ve ben kaybettim.

İş yerim evden araçla kırk beş dakika uzaklıktaydı. Dalgınlığım şoför koltuğunda da devam ettiği için fark etmeden hızımı artırmıştım ve çiseleyen yağmurun yolu kayganlaştırma etkisini unutmuştum. Tenha bir bölgedeki virajda yaptığım fren, kendi etrafımda birkaç kez dönmeme neden oldu. Şükür ki bir araca değil, bir ağaca çarparak durabildim.

Benim hikâyem bu kadar. Bilindik bir hikâye. Klişe dedikleri türden. Fakat bu kadar bilinmesine rağmen, sanırım en sık yaşanan hikâyelerden.

Bu ölü çok haklıydı. Tartıştıkları konudaki haklılığından bahsetmiyorum. Hikâyesinin çok bilindik olmasından bahsediyorum. Çünkü benim anlatacaklarım da buna çok yakın şeylerdi.

Yaklaşık yirmi kişi kadardık. Benden sonra beş altı kişi daha anlatınca anladım ki bizlerin burada bir araya gelmiş olmasının bir sebebi vardı.

Farklı olaylar yaşamış da olsak, hikâyelerimizde sıra dışı gelişmeler, farklı yerler ve karakterler de olsa hepimizin ortak noktası, almamız gereken bir gönlü almadan gelmiş olmamızdı.

İçinde olduğumuz salonun kapısındaki yazıya yaklaşıp daha dikkatli baktım.

Bölüm kısmında “İncitenden İncinenler” yazıyordu.

Salon No kısmındaki rakamı okumakta zorlandım. Onlarca rakamdan oluşan epey uzun bir sayıydı. Tevekkeli ki hepimizin kendimize ait özel odalarının numarası da okunamayacak kadar uzundu.

Üstelik aramızda ne kadar zamandır bu odalarda beklediğimizi ve daha ne kadar bekleyeceğimizi bilen de yoktu.

Herkes anlattıktan sonra beklemediğimiz bir şey oldu.

Aslında dilimin ucuna kadar gelip de söylemediğim, soramadığım bir şeydi bu.

Eminim herkes en az benim kadar merak ediyordu: “Bizden sonra, o gün gönlünü almadan geldiğimiz yakınlarımız neler yaşamışlardı?” İşte bunu öğrenmemiz için bekleme odamızın bir duvarının tamamı beyaz perde hâlini almıştı. Bunu fark eden biri bize de haber verince herkes odasına çekildi ve o özel görüntüleri sadece kendisi izledi.

Ben izlerken bir kez daha öldüm desem yeridir. Anlatmak çok zor. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir durum bu. Size şu kadar söyleyeyim: Ben dünyadayken bu kadar ağlamadım. Hiç bu kadar pişmanlık duymadım. Hiç bu kadar özlemedim. Nasıl da cahilmişim, acizmişim, körmüşüm. Beni herkes aklı başında bilirdi. Ben de kendimi öyle sanırdım. Yanılmışım. Haklı olmak bir tuzakmış. Aldanmışım.

Bu sözlerimden sonra benim hikâyemi daha da çok merak ettiniz biliyorum. Haklısınız. O cümleleri kurmak da kolay değil benim için fakat birkaç cümle ile anlatılabilecek kadar kısa benim hikâyem:

O gün, benim onaylamadığım biriyle kaçarak, bizden habersiz, düğünsüz derneksiz evlenen tek evladım; canımdan çok sevdiğim biricik kızım, aylar sonra kapımızın zilini çaldı. Habersiz gelmişti. Eşi de yanındaydı. Barışmak istiyordu. Annesi tüm itirazlarıma rağmen onları içeri aldı.

Ben ise o sırada arka kapıdan çıkıp gittim.

Hamileymiş, bir torunum olacakmış.

O gece çok şiddetli bir deprem oldu. Ben o depremde vefat ettim.