Geçen yıl Ekim ayında Afganistan’a giren ve Taliban tarafından on gün gözaltında tutulduktan sonra Amerikan saldırısından tam iki gün önce serbest bırakılan tanınmış İngiliz bayan gazeteci Yvonne Ridley, kendisini tutuklayan Müslümanların davranışlarına hayran kaldığı için İslâm’ı inceledi ve yaptığı bir senelik araştırmanın sonunda Müslüman olmaya karar verdi.
Fransız haftalık Le Figaro Magazine dergisine açıklamalarda bulunan İngiliz Sunday Express gazetesi muhabiri Ridley, “Beni tutuklayanları canlarından bezdirmek için elimden gelen her şeyi yapıyor ve onlara karşı şımarık Batılı oyununu oynuyordum. Bütün bu davranışlarıma karşılık Afganlar bana nezaketle ve saygıyla muamele ediyorlardı. Hatta bana şarap bile bulup getirme teklifinde bulundular! Onların bu tutumuna karşılık CIA, Afganistan’a açılacak savaşta dünya kamuoyunun desteğini alabilmek için benim ölmemi istiyordu.”
43 yaşındaki Yvonne Ridley’e, kaçırılan kişilerde kendisini kaçıranlara bağlanma şeklinde görülen ve Stockholm sendromu denilen bir psikolojik bozukluktan ötürü mü İslâm’a geçmek istediği soruluyor. “Kesinlikle hayır. Ben sadece ve sadece Kuran’ı okudum.” diyor ve ekliyor: “Kur’ân öyle bir kitap ki (Batıda) herkes ondan bahsediyor, ama kimse okumuyor. Ben Taliban’a, beni serbest bıraktıklarında İslâm’ı inceleyip araştıracağıma dair söz vermiştim.”
Bayan gazetecinin Afganistan’da, Taliban arasında yaşadığı bu hadiselerden sonra, bir başka mesele de zihnini karıştırmaya başlıyor. “Beytüllahim’deki Doğuş Kilisesi’ne karşı İsrail’in yaptığı saldırıya—Papa hariç—hiçbir Hristiyan yetkilinin tepki göstermeyişine doğrusu çok şaşırdım.”
Peki, son aylarda pek çok Batılının okuduğu bu kutsal kitapta bayan muhabir ne gibi bir çekicilik bulmuştu? “İlk önce kadınlarla ilgili âyetleri okudum. Ve hayretler içerisinde kaldım! Tâ yedinci yüzyılda boşanmadan ve de kadın haklarından bahsediliyor! Halbuki benim ülkemde bütün bunlar ancak on dokuzuncu asırda gerçekleşti.”
Şimdilerde Yvonne Ridley, Londra’nın işveren çevrelerindeki seçkin tabakadan olan Müslümanları bir araya getiren The City Circle derneğiyle yakın temasta. Burada konferanslara, tartışmalara ve Kur’ân tefsiri derslerine katılıyor. İslâm’a doğru ciddî, gayretli ve büyük bir azimle yol alıyor: “Benim hidayete erişimde baskıya hiç yer yok. Okuyorum ve sorguluyorum. Çok yakında kelime-i şahadeti İngilizce değil, Arapça olarak söyleyebileceğim.”
Londra Müslim College of Higher Education’ın kurucusu ve müdürü, Batı dünyasında İslâm’ı tanıtma çabalarıyla bilinen değerli ilâhiyatçı Şeyh Muhammed Abdülhayr Zeki Bedevi, bayan Ridley’in İslâm’ı yakından tanımasına yardım ediyor. Kahire’deki ünlü Ezher Üniversitesi’nde ders vermiş olan bu seksenlik Mısırlı, 50’li yıllardan beri İngiltere’de ikamet ediyor. Kendisi aynı zamanda Dünya Dinlerarası Barış Federasyonu’nun saygıdeğer bir üyesi. “Ben onun İslâm’ı anlamasına yardımcı oluyorum, iyi bir talebe. Bir tek namaz kılmayı öğrenmesi kaldı.” diyor.
Öte yandan, bayan Ridley’in mizahçı yanı olduğu gibi duruyor: “Biliyor musunuz, ben esir düştüğümde, Taliban’dan ziyade annemden korkuyordum!”
Bu din değişikliğine annesi pek fazla şaşırmış. Pazar günleri babası ve annesiyle birlikte yaptıkları yemekli aile toplantılarında Yvonne artık viski almıyor. Dışarıda olmasa da camiye girdiğinde başını örtüyor. Fakat dışarıda da başını örtmeye başlaması birkaç hafta meselesi... Nitekim daha şimdiden “Tesettürlü olduğunuzda sokakta insanlar sizi daha bir ciddiye alıyorlar. Erkekler size karşı daha saygılı davranıyorlar.” diyor.
Geçen ay kızıyla birlikte Afganistan’a, Kabil’e gitmiş. Hür ve turist olarak. Afgan kadınlarının, Taliban rejiminden altı ay sonra hâlâ burkalara bürünmüş olarak dolaşmaları onu hiç de şok etmemiş. “Biz Batılı kadınların nefret ettiği giyim kuşamı, İslâm dünyasının kadınları zevkle ve şevkle üzerlerinde taşıyorlar. Asya’nın bu yöresinde burka giymek İslâm’ın şart koştuğu bir giyim tarzı değil, sadece bir gelenek ve bir kültür meselesi.”
Le Figaro Magazine, İngiliz bayan gazeteci ile yaptığı görüşmeyi şöyle noktalıyor: Yvonne gelecekteki seyahatini İran’a yapmak istiyor, fakat kızı Daisy bu yolculuğun Disneyland’a olmasını istiyormuş. Tabi, yavrucağız henüz dokuz yaşında, zevkleri de annesininki gibi değil: sade ve alelâde...
