İspanya’da bütün dünyanın hayranlıkla bahsettiği Endülüs İslâm medeniyetini kuran Müslümanların bu ülkeden kovuluşları ve soykırıma tâbi tutuluşları, tarihin en acı ve en yürek dayanmaz hâdiselerinden biridir. Endülüs Müslümanlarına yapılan o korkunç katliam, baskı, sürgün ve işkenceler, bir değil, yüzlerce filminin çevrilmesi gereken, insanlığın yaşadığı en büyük trajedilerin başında gelir. Ne yazık ki, İslâm âlemi hâlâ bu konuda tek bir film bile çevirtememiş, güçlü bir tiyatro eseri ortaya koyamamış, dünya insanlığına ibretle okutacağı bir roman dahi kaleme alamamıştır.
Biz burada Müslümanlar Endülüs medeniyetini nasıl kurdular, Batının Rönesans ve Reformunu hazırlayan bilim ve fikir adamlarını oradaki İslâm üniversitelerinde nasıl yetiştirdiler, sonra nasıl gerileyip istilâya uğradılar, Engizisyon mahkemelerinde neler çektiler, dinlerinden nasıl zorla döndürülmek istendiler, dünyada bir eşi daha bulunmayan muhteşem yazma eserleri nasıl yakıldı, camileri nasıl ortadan kaldırıldı, Yahudilerle birlikte İspanya’dan nasıl toptan kovulup çıkarıldılar.. gibi kitaplık meseleleri anlatacak değiliz. Biz sadece o kaybedilen diyarda şimdilerde Allah’ın bir lütfu olarak İslâm’ın nasıl tekrar yeşermeye başladığından kısaca söz edeceğiz. Vereceğimiz bu bilgileri Batı basın-yayın organlarından derleyerek sunmaya çalışacağız.
Müslümanlar ile Musevileri İspanya’dan kovduktan sonra yüzyıllarca kendisini Katolik ülke olarak tanıtan bu memlekette 10 Kasım 1992’de İspanya İslâm Komisyonu resmen tanındı. Bu, gerçek bir kültür ihtilâli demekti. İlk defa koyu Katolik, hatta bağnaz Katolik olan bir ülke İslâm’ı tanıyor ve kendi topraklarında yaşayan Müslümanlara haklar tanıyordu.
Bu hakkı tanımaya mecbur kaldılar. Çünkü seneler öncesinden İspanyol aydınlar Endülüs hatıralarını canlandırmaya, Müslümanlara yapılan haksız zulümleri dile getirmeye başladılar. Nitekim o aydınların etkisiyle 1990 yılında San Carlos dela Rapita belediyesi bir âbide diktirdi ve oraya “15 Haziran ile 16 Eylül 1610 tarihleri arasında buradan 41 bin İspanya Müslümanı yurt dışına kovulmuştur.” ibaresi yazıldı.
Gerek dışarıdan gelen, gerekse bizzat ülke insanları arasından ihtida eden kişilerin artmasıyla, İspanya’da Müslümanlar 1980’li yıllardan itibaren çoğalmaya başladılar. Önce, İslâm dünyasının hatırasını hâlâ acılı bir şekilde içinde sakladığı Granada’da bir cami inşa edildi. Çok geçmeden onu Sevilla (İşbiliye), Kurtuba, Malaga, Almaria ve diğer şehirler takip etti. İspanya şehir ve kasabaları mescidler veya camilerle tanışır oldular.
Müslüman nüfusun hayli artmasıyla birlikte İslâmî usullere göre hayvan kesimleri başladı. ‘Helâl et’ satış zincirleri oluştu.
Daha sonra, o topraklarda yetişmiş ve Batıyı aydınlatmış olan İbn Rüşd adına bir İslâm Üniversitesi açıldı. Derken Madrid’de İslâm Kültür Merkezi faaliyete geçti. Costa del Sol’da, Marbella’da ve Fuengirola’da muhteşem camiler boy gösterdi.
İspanyol resmî makamlarına göre bugün İspanya’da kendisinin Müslüman olduğunu resmen beyan etmiş 600 bin Müslüman bulunuyor. Kendilerini çeşitli sebeplerden dolayı gizleyenler bu rakamın elbette dışındadır. Ülkedeki iki büyük Müslüman Federasyonu 400 kadar derneği çatıları altında topluyor.
İspanya’da Müslümanlara haklarının verilmesine ilişkin kanunun gerekçesinde, “İslâm dini, İspanyol kimliğinin oluşumunda birkaç asırlık bir geleneğe ve manidar bir öneme sahiptir.” deniliyor. Bundan hareketle, Müslümanların hakları ve sorumlulukları bir bir sıralanıyor.
Müslümanların ibadethaneleri ihlâl edilemez ve dokunulamaz yerler olarak tasdik ediliyor. Mezarlıklarda Müslümanlar için belli bölümler tahsis ediliyor. Müslümanların Kur’ân ve Sünnet doğrultusundaki inanış ve yaşayışları garanti altına alınıyor. Müslüman cemaatler tarafından tayin edilen imamlar sosyal güvenlik kapsamına alınıyor. Müslümanlar askere alındıklarında, şayet isterlerse, kendi ibadetlerini aksatmayacak görevlerde istihdam ediliyorlar.
İki şahit önünde Müslümanların nikâh kıymaları kabul ediliyor ve kayda geçiriliyor. Hastanelerde, kışlalarda ve hapishanelerde Müslümanların dinî ihtiyaçlarına göre tedbirler alınıyor.
Diğer dinler gibi Müslümanların da dinî eğitim görmeleri, devlet okullarında din dersleri almaları garanti altına alınıyor. Din derslerini Müslüman cemaatin belirleyeceği öğretmenler veriyor. Maaşlarını ise devlet ödüyor.
İbadet yerleri ile Müslümanların dinî ihtiyaçlar için kullandıkları mekânlar vergiden muaf tutuluyor.
Gerek devlet işinde, gerekse özel teşebbüste çalışan Müslümanlara Cuma namazı için izin hakkı tanınıyor. Ramazan ve Kurban bayramları için Müslümanlara resmen izin veriliyor. Bugünlere rastlayan imtihanlar veya başka görevler diğer günlere kaydırılıyor.
Okullarda, kışlalarda ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarında İslâmî usullere göre kesilmiş et bulundurulması ve Müslümanların yemek ihtiyaçlarına riayet edilmesi yine kanun maddesi olarak belirleniyor.
Burada sayamayacağımız daha nice haklara kavuşan günümüz İspanya Müslümanları, İspanyol aydınlar tarafından yitirilen Endülüs medeniyetinin ihyası için bir umut ve atılmış ilk adım olarak değerlendiriliyor.
Diğer Batı ülkelerine de örnek olacak bu güzel teşebbüslerin İspanya gibi koyu Katolik ve son derece bağnaz bir ülkede başlatılmış olması, Endülüs ruhunun o topraklarda hâlâ etkisini kaybetmeden yaşamakta olduğunu gözler önüne seriyor.
Dört yüz yıl sonra güzelim Endülüs diyarı, yine ezan sesleriyle uyanıyor. Endülüs semalarından ezan sadaları yükseliyor. Endülüs medeniyetine beşiklik etmiş olan İspanya’da asırlar sonra İslâm, bir kere daha kendisini duyuruyor.
