Bazen kabuğuna çekilip düşünmek ister ya insan. Böyle düşünceye daldığım bir gündü. Ben ne yapıyorum, niçin yaşıyorum diye…
Yağan yağmura bakıyordum. İçimde tarif edemediğim bir huzursuzluk da vardı. Yere göğe sığamıyordum, gitgide nefesim yetmiyordu sanki.
Aslında birkaç saat önce dostlarımla buluşmuş, çok hoş vakit geçirmiştik. Hatta bugün en sevdiğim filmi izlemiş, en sevdiğim yemekleri de yemiştim. Çok güzel bir gün geçirmiştim.
Ama bunların içimdeki güzel yankıları gitmiş, şimdi anlayamadığım bir huzursuzluk içimi kaplamıştı. Camın önündeki koltuğa yığılıp kalmıştım. Nasıl geçer bu sıkıntım, ne yaparsam mutlu olurum diye aramaya başladım.
Alışkanlık eseri olsa gerek televizyonu açtım, bir kanalda ilk kez gördüğüm bir programda alt yazı geçiyordu: “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”
Soru cevap formatında yayınlanan dinî bir programdı bu. “Sakız orucu bozar mı?” türü ekranda konuşmak için sorulan sorulardan farklı bir şey sorulmuştu. Dikkatimi çekmişti.
Gelen soru, “Çaresiz hissediyorum ne yapmalıyım?” imiş.
Bu soruya ne cevap verildi bilmiyorum. O an her yer karardı. Elektrikler kesilmişti.
Hemen telefonumun ışığını açtım.
Bir an hayatımın da karanlıklarda olduğu gibi bir mana aklımdan geçti. Peki hayatımı ne ile aydınlatacaktım. Lambalar, ışıklar, yıldızlar sadece dışım içindi…
“İman nurdur.” sözünü düşündüm. Evet bedenim güneşle, hayatım ise ancak güneşin ve her şeyin sahibini bilmekle, ona iman etmekle aydınlanabilirdi.
O an uzun zamandır kılmadığım, hayatın binbir telaşına kapılıp unuttuğum namazlarım geldi aklıma… İçim burkuldu.
Vicdanım; telefonunu her gün şarj ederken, kalbini gıdasız bırakıyorsun diye çıkıştı bana. Rabbin seni günde 5 kere huzuruna çağırdı gitmedin. Her gün sayısız nimetleriyle yedin, içtin, giydin, gezdin, gördün… Teşekkür için bir secde etmek aklına gelmedi. Sen hep huzurdan kaçtın, şimdi de huzur istediğini söylüyorsun…
Vicdanın sözleri gerçekten keskin oluyor. Kalbim parçalandı sanki. İki damla yaş süzüldü yanaklarımdan. Dilimde dua ile koşarak abdest almaya gittim.
“Allahım, sana muhtaç olduğumu bile bile seni unuttum. Oysa ki ben seni unutunca kendimi de unutuyormuşum. Mahcubiyetimle sana geldim. Beni affet Allahım… Bir an bile nefsimle baş başa bırakma. Rabbim içime verdiğin sıkıntı ile gözümü açtım. Senden gelen sıkıntı bile rahmetmiş. Rahmetin için şükürler olsun Allahım.”
