Kış aylarında en ziyade aranan dostlar belki de onlardır ama, neden kendilerine ‘narenciye’ denildiğini bilmeyiz. Bize Arapça’dan gelen ‘narenciye’, Arapça’ya da Hintçe’den gelmiş ve muhtemelen Arapça’dan Batı dillerine de geçmiş. Meselâ, İngilizce’de de, yakın bir söyleyişle ‘orange’ (orınc) diye zikredilir portakal. ‘Narenc’, Hintçe’de ‘güzel kokulu’ anlamına geliyormuş.
Kış Ortasında Bahar Rengi: Şu sıralar manav tezgâhlarını süslemeye başlayan portakalın, renklerin neredeyse siyah-beyaza indiği şu kış aylarında hem güzel kokusuyla hem de sıcacık sarı rengiyle bir bahar umudunu taşıyıp stresimizi azalttığını hiç düşündünüz mü? Portakal deyince burada kalmak da gerekmiyor üstelik. Kabuğundan dilim dilim içine sızdığımızda, derinlerde bir yerlerde kansere, nezle ve gribe karşı nice iksirleri sakladığını fark ediyoruz portakalın.
Günde Bir Portakal, Hastalıktan Uzak Kal: Portakalda, en geniş antioksidan grubu olan flavinoidler bolca bulunur. Antioksidan maddeler oksidasyonun yapacağı bozulmayı önler ve bir çeşit serbest radikal çöpçüsü gibi davranır. Vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan serbest radikaller hücrelerde bozulmaya yol açar; bu da kanser, kalp hastalığı, artrit, yaşlanma gibi birçok problemin nedeni olur. Tek bir portakalda, 70 mg. C vitamini vardır ki, bu günlük ihtiyacımızın yüzde 117’sine karşılık gelir. Yani, günde tek bir portakal iyileşmemiz için bize yetiyor ve artıyor bile. Portakalın suyu, özellikle kadınlarda kıtlığı pek aşikar olan demir mineralinin emilimini arttırır.
Vitaminlerin Anası, Anaların Vitamini: Portakal, ayrıca bir folik asit ve B vitamini deposu olarak sunulur bize. Bu ikisi tam da, bir hamile kadının, muhtemelen kışın taze sebze ve meyve yiyememe sonucunda mahrum kalabileceği ve ceninin beslenmesinin temelini oluşturan gıdalardır. Öyle ki, bunların vücutta eksikliği durumunda, annede Down sendromu denilen özel bir genetik hastalığın görülme riski artar. Kadın-doğum doktorlarının hamileliğin başında, nöral tüp defekti dediğimiz ciddi bebek sakatlığını önlemek için, “Ne olur, ne olmaz, mutlaka alın!” dediği vitaminler de bunlar!
Portakal Yorgunluğu da Atar: Portakalı ağır bir fiziksel aktivitenin sonunda da tavsiye etmek gerekir. Çünkü bedensel aktivite sırasında kaslarımız depolanmış olan karbonhidratları kullanırlar. Portakal, zengin ve hızla emilebilir karbonhidrat içeriği sayesinde, bedensel aktiviteden sonra vücudun hızla toparlanmasına vesile olur. Orta büyüklükteki bir portakalda 16 gr. karbonhidrat bulunmaktadır.
Çok Lif, Az Dert: Portakalın bir diğer güzelliği de şu: Damağınızı doyumsuz lezzetlere boğup midenize inerken, yanısıra, size hiç farkettirmeden hayli yüklü miktarda lifi de midenize getirir. Lif, tam da kış aylarında hareketsiz kalmaktan tembelleşmesi muhtemel bağırsaklarımıza lâzımdır. Böylece hareketsiz hayat tarzının getirdiği kabızlık sorunu da bir portakal zerafetiyle çözümlendiği gibi, kalp ve damarlarımızın gizli yükü, sinsi bozguncusu yüksek kolesterol düzeyleri de hizaya gelir.
Önce Portakal, Sadece Portakal: Portakal suyu tuz içeriği sayesinde barsak hareketlerini artırarak sindirimi de kolaylaştırır. Kahvaltıdan bir saat önce portakal suyu içilmesi bu nedenle tavsiye edilmektedir.
Portakal Or’da Kalsa da Olur: İster inanın ister inanmayın, portakalın faydalı olması için mutlaka yenilmesi gerekli değildir. İnsan psikolojisini ve fizyolojisini derinden etkileyen kokuların kullanıldığı aromoterapide portakaldan elde edilen neroli yağı çok sık kullanılır. Bu yağ Çin’de yetiştirilen özel bir portakaldan yoğun olarak elde edilmektedir. Sizin portakalınız Çinli olmasa da aromoterapistlerin keşfettiği şu güzel özelliklerden istifade edebilirsiniz: Portakal yağının kokusu, ateş düşürmek için, sindirime katkıda bulunmak için, lenfatik sistem sekresyonlarının kontrolü için, bir de vücuttaki su tutulumunu dengelemek için kullanılır. Bu yağın sakinleştirici etkisiyle, uyku bozukluğu, unutkanlık ve histeri gibi psikolojik rahatsızlıklar da tedavi edilebiliyor. Dahası, aromoterapistler sadece meyve olarak portakaldan değil, portakal ağacının dalından, budağından, yaprağından, çiçeğinden de yararlanıyorlar.
Ne Yediğinize Bir Bakın: Hasılı, soluk ve soğuk bir kışın ortasında, sarı ve sıcak bir kış güneşi doğuyor avuçlarınıza. Onu ister ‘portakal’ diye yeyin; isterseniz kokusundan rengine, kabuğundan içeriğine kadar iç içe sarılı, sımsıcak ve umulmadık bir şifa lütfunun damağınıza ve dimağınıza dokunmasına izin verin. Ama her halükârda bilin ki, Hakîm ve Rahîm bir Rabbin, içine çok şifalar ve hikmetler yüklenmiş bir ikramını yiyorsunuz. Afiyet olsun.
Kaynaklar:
- Colbin, Annmarie. ‘Yiyecekler ve Şifa’ ABD: Baltimore Books, 1986.
- Gurudas. “Çiçek Esansları ve vibrasyonel Şifa.”
- www.just-food.com. Portakalın sağlığa faydaları.
