Doğum gününü sadece yirmi kez kutladıkları oğullarının ölüm yıldönümüydü bugün.
Fuat Bey ve Nevra Hanım mezarının başından uzun süre ayrılamadılar. Tam bir yıl önce kaybetmişlerdi onu. Yarım asırlık hayatında böyle bir kayıp yaşamamıştı Fuat Bey. Verdikleri ölüm ilanındaki ‘Acı Kaybımız’ ifadesi çok yetersiz kalmıştı acılarını ifade etmeye. Ne eşi Nevra Hanım'ın ne kendisinin gözyaşları dinmemişti bir yıldır.
Üniversite ikinci sınıftaydı canına kıydığında.
Bitirdiğinde avukat olacaktı Mehmet, haklarını savunacaktı mazlumların. Sırf bunun için istemişti hukuk okumayı. Adaletsizliklere karşı çok duyarlıydı çünkü. Fakat en büyük haksızlığı önce kendisine sonra anne ve babasına yapmıştı. Çünkü ilk göz ağrısıydı onların. Sadece onlara değil üç kız kardeşine de travma olmuştu bu yaptığı. Bir ölü, arkasında onlarca yaralı bırakmıştı. Üstelik bunların içinde ağır yaralılar da vardı. Oysa yirmi yıllık ömründe kimseye bir kötülüğü olmamıştı son raddede kendisine ve sevenlerine yaptığı bu kötülükten başka…
Bunu neden yaptığına dair somut bir neden yazmamıştı intihar notunda. Kendisini affetmelerini istemişti ailesinden. “Hayatımın bir anlamı kalmadı. Kimse kendisini suçlamasın. Bu benim suçum. Hepinizi seviyorum. Lütfen beni affedin. Allah’ın affetmesi için de bana dua edin.” yazmıştı sadece.
Kimseler bilmiyordu fakat ailesi ve çevresindekiler onu ne kadar çok sevseler de onun karşılık beklediği sevgi başkaydı. Fakültede sınıf arkadaşı Selin’e kaptırmıştı gönlünü. Ne yazık ki onun verdiği karşılık, bir hakaretten farksız olmuştu. Onsuz yaşayamayacağını düşünecek kadar çok sevmişti oysa. İlk kez yaşamıştı bu duyguları. Bir süre karşılıklı sandı. Yanlış yorumlamıştı o çok samimi davranışları, o bakışları ve gülüşleri. Aylar sürdü cesaretini toplaması ve sonunda açıkladı duygularını.
“Ben seni bir arkadaş olarak gördüm. Daha fazlasını düşünmedim. Düşüneceğimi de sanmıyorum. Sen benim için öyle biri değilsin. İyi bir insansın. Sevdiğim bir arkadaşımsın. Keşke sen de farklı düşünmeseydin.” deyivermişti Selin.
Sözlerinin Mehmet’e bu kadar ağır geleceğini tahmin edememiş ve onu ne kadar çok sevdiğini anlayamamıştı. Kendisi böyle bir sevgiyle sevmemişti kimseyi. Anlaması bu yüzden mümkün olmamıştı.
Fuat Bey oğlunun neden böyle bir şey yaptığını araştırdı uzun süre. Mehmet’in mahalledeki ve okuldaki arkadaşları ile de görüştü. Selin’le ilgili duygularından kimsenin haberi olmadığı için bu görüşmelerden bir sonuca varamadı. Hiç kimse onun intihar etmesini gerektirecek bir neden söyleyemiyordu. Her ne kadar “kimse kendisini suçlamasın” dese de kendisini suçladı Fuat Bey. Oğluna iyi bir baba olamadığını düşündü hep. Olsaydı eğer derdini ona açardı diye düşündü. Böyle düşünmek onun yarasını daha da ağırlaştırdı. Çok dua edip yalvardı Allah’a. Oğlunun affedilmesini diledi. İntihar aşamasına gelmiş bir insana yardım edebilmeyi nasip etmesini istedi. Oğluna edemediği yardımı bu şekilde telafi etmek bir nebze olsun merhem olabilirdi yarasına.
Selin ise bu ölümü bir türlü kabullenemiyor ve Fuat BeyEe böyle bir açıklama yapamasa da buna kendisinin neden olduğu düşüncesinden kurtulamıyordu. Şimdiye kadar yakınlarından kimseyi kaybetmemiş, ölümle hiç bu kadar yakınlaşmamıştı. Bu olay hayatı sorgulamasına neden olmuş; “varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne?..” soruları zihninde yankılanıp durmuştu.
Fuat Bey ile Nevra Hanım mezarlıktan döndüler. Tam eve girmek üzere iken Fuat Bey'in telefonu çaldı. Arayan numara kayıtlı değildi. Üstelik bir cep telefonu numarası değil 212’li bir numaraydı. Açar açmaz karşısındaki kişi boğuk bir sesle hızlı bir giriş yaparak başladı konuşmaya:
“Lütfen bana hiçbir şey sormayın. Sadece söylediklerimi hemen yapın. Oğlunuzun üniversiteden arkadaşı olan Selin Sağman bu gece bir kutu uyku hapı içerek intihar etmeye karar verdi. Şu an üniversitenin yurdundaki odasında yalnız. Odasındaki diğer arkadaşları bu gece izinliler. Bu durumdan kimsenin haberi yok. Ailesi çok uzak bir şehirde. Siz o yurda yakınsınız. Bir an önce gidin ve onu bu işten vazgeçirin. Ayrıca oğlunuzun bıraktığı intihar notunu da yanınızda götürüp ona verin. Bu notun, kendi yazdığı intihar notu ile birebir aynı olduğunu görünce ikna olacaktır.”
Telefon kapanmıştı. Fuat Bey neye uğradığını şaşırdı. Nevra Hanım'ın meraklı bakışları ve ısrarlı sorularına rağmen bir süre sustu. Ne diyeceğini bilemedi. Eşi onu sakinleştirmeye çalıştı. Bir yere oturtup bir bardak su getirdi.
Biraz sonra kendini toparlayan Fuat Bey anlatmakta zorlanacağı için, iş yerinden bir arkadaşının arabasıyla kaza geçirip hastaneye kaldırıldığını, acilen gitmesi gerektiğini söyledi ve belli etmeden intihar notunu alarak çıktı evden. Yurda giderek yetkililere Selin’i ziyarete geldiğini belirtti ve haber vermelerini istedi…
Yakınlardaki bir kafede oturdular. Selin, Fuat Bey'in gelişine önce çok şaşırdı. Çünkü intihar etmeye karar verdiği gecenin akşamında gelmişti Fuat Bey. Onun anlattıkları ile gözyaşına boğuldu. İntihar notunda yazanlar kelimesi kelimesine kendi yazdığı not ile aynıydı. Her şeyi anlattı Selin. Mehmet’in ona olan duygularından ve onun ölümü ile yaşadığı travmayı atlatamadığından, hayatın anlamsızlaştığından bahsetti. Bütün bunları kim bilebilir, arayan kişi kim olabilir diye sordu Selin. Bu kişi Mehmet ile ve kendisi ile ilgili kimsenin bilemeyeceği şeyleri nasıl bilebilirdi.
Fuat Bey'in yüreği, canına neden kıydığını öğrenince, oğlu için biraz daha yandı. Onun maneviyatını kuvvetlendirmekte yetersiz kaldığını düşündü. Selin’in soruları karşısında ise susmayı tercih etti. Arayan kişinin kim olduğuna dair düşüncelerini söyleyemedi. Fakat planladığı şeyi yapmaktan vazgeçtiğine dair ondan söz aldı. Her şeyden önce bunun büyük bir günah olduğunu söyledi. Ailesini ve onu seven insanları düşünmesini istedi. Çünkü öyle bir şey sadece o kişinin ziyan olması ile kalmıyor, arkasında bunu hiç hak etmeyen ağır yaralı insanlar bırakıyordu. Üstelik Mehmet’in arkasında bıraktığı yaralılardan birisi de Selin’di. Belki de yarası en ağır olanıydı. Onun kendisini suçlamasını istemediği, bıraktığı nottan da anlaşılıyordu. Konuya bu yönden de bakmasını istedi.
Bundan sonra sık sık görüşmek için anlaşarak ayrıldılar.
Ertesi gün, 212’li numarayı araştıran Fuat Bey o numaranın, oğlunun okuduğu Hukuk Fakültesinin binasında yer alan ankesörlü bir telefona ait olduğunu öğrendi.
Birkaç ay sonra aynı numaradan yine arandı Fuat bey. Yine intihar etmeye hazırlanan bir gencin bilgileri verildi kendisine. Konuşma sadece kişi ve adres bilgileri ile onu ikna etmeye yarayacak özel bilgileri kapsıyordu.
Ve bu böylece devam etti. Duası kabul olmuştu. İntihar etmekten vazgeçirdiği her genç onun yaralı gönlüne bir nebze olsun merhem oluyordu. Oğlunun affedilmesine dair her namazdan sonra ettiği duaların da kabul olacağına dair ümidini, hiç yitirmedi.
