TR EN

Dil Seçin

Ara

Faiz: İktisadî Ensest ve Zalim Bir Medeniyetin Çöküşü

Faiz: İktisadî Ensest ve Zalim Bir Medeniyetin Çöküşü

“Şu âlemin ihtilâli nedir?
- Sa’yin sermaye ile mücadelesidir. 
Acaba ikisini barıştırmak çaresi yok mudur?
- Evet, vücub-i zekât ve hurmet-i riba, karz-ı hasen şerait-i sulhiyedir. Şu riba taşını altından çeksek, şu zalim medeniyet kasrı çökecektir.” (Eski Said Dönemi Eserleri, Rumuz, s. 513)

Bugünün medeniyeti temelden faize dayanır. Bu, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in haber verdiği bir çağdır. Kişi faize doğrudan bulaşmasa bile, tozu toprağı her yere sinmiştir; kaçış neredeyse imkânsızdır.

 

Faiz Nedir?

Faiz (ribâ), bir malın mislinin daha fazlasıyla değiştirildiği iktisadî bir işlem, bir borç sözleşmesidir. Örneğin 10 gram buğdayın 12 gram buğdayla, 1 gram altının 2 gram altınla ya da 100 liranın 150 liraya mübadelesi, değiştirilmesidir.

Bu tek bir işlemde borç veren kişi servetini kesin olarak büyütür, kâr eder. Ancak bu, kârın mantığına aykırıdır. Zira gerçek ticarette kâr, en az iki ayrı işlemle ortaya çıkar: Tüccar bir malı düşük fiyattan alır, sonra farklı bir işlemle daha yüksek fiyata satar. Farklı cins mallar arasında gerçekleşen bu mübadeleler sonunda ya kâr ya da zarar doğar.

Faizde ise hem kesin bir artış (büyüme) vardır hem de bu artış tek bir işlemle sağlanır. Bu, tabiatın ve fıtratın akışına ters düşen bir modeldir.

Dr. Azeemuddin Subhani’nin McGill Üniversitesi’nde sunduğu doktora tezi “Divine Law of Ribā and Bay’: New Critical Theory”de bu ayrım, İngilizcedeki “intra-” ve “inter-” ön ekleri üzerinden çok zarif bir şekilde açıklanır.

Intra-, “aynı yapı içinde, kendi içinde” anlamına gelir (intracellular: hücre içi; intranet: kurum içi ağ).

Inter- ise “farklı yapılar, gruplar arası” demektir (inter-national: farklı uluslar arası; inter-company: farklı şirketler arası).

Faiz tam olarak intra-action’dır: Aynı cins mallar (aynı para, aynı altın, aynı buğday) arasında bir mübadele gerçekleşir ve bu mübadele neticesinde bir büyüme, menfaat, servet artışı sağlanır. 

Karz-ı hasende de aynı mallar söz konusudur; 10 gram altın verilir, 10 gram altın iade edilir (hatta gerekirse iade bile edilmez). Bunda bir sorun yoktur zira büyüme, artış gerçekleşmez. Ancak faizde bu aynı mallar arasındaki ilişki (intra-action), bir artışa, yani ribevî kazanca dönüşür. Yasak olan bu anlamda intra-action yoluyla menfaat sağlamak, büyümektir. Faiz bu anlamda insanlığın yardımlaşma ve dayanışmasına vesile olup kardeşlik bağlarını sağlamlaştıran karz sözleşmesine açılmış bir savaştır. Karzı bozar, onu insanlığa düşman bir canavar sözleşmeye dönüştürür ki buna faiz deriz.

Ticaret inter-action’dır: Farklı cins mallar arasında gerçekleşir. Elma tüccarı elmaları 5 liraya satın alır (elma-lira arası inter-action). Sonra 7 liraya satar (yine elma-lira arası inter-action). Bu iki farklı işlem sonunda 2 lira kâr doğar.

Faizin temel sorunu, ekonomik büyümeyi inter-action (farklı cinsler arası mübadele) yerine, intra-action (aynı cinsler arası mübadele) yoluyla sağlamasıdır. Bu, fıtrata aykırı, hastalıklı bir büyüme modelidir.

Faizin bu çarpık büyüme mantığına benzeyen başka fiiller de vardır ve hepsi fıtratın ihlaliyle sonuçlanır:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in rivayet edildiğine göre buyurduğu üzere: “Faiz yetmiş üç kısımdır. En hafifi kişinin annesiyle zina etmesi gibidir.” (Hâkim, Müstedrek, 2/43. Hakim bu hadisin sahih olduğunu söyler, Zehebi de ona muvafakat eder.)

Bu hadis-i şerif, faizi iktisadî bir ensest (aynı çekirdek aile içi ilişki) olarak niteler. Nüfusun sağlıklı büyümesi, farklı aileler arası (inter) meşru ilişkiyle olur. Ensest ise aynı aile içi (intra) ilişkiyle gerçekleşir. Her ikisi de “büyüme” sağlasa da, ensest yol fıtrata aykırı, hastalıklı ve haramdır. Günümüz ekonomisindeki büyüme ve refah artışı da benzer şekilde faiz (iktisadî ensest) kaynaklı olduğu için huzur ve bereketten mahrumdur.

Faizin mantığına benzer bir diğer örnek, eşcinselliktir. Meşru cinsî ilişki farklı cinsiyetler arası (inter-sex) nikâhla olur. Aynı cinsiyetler arası (intra-sex) ilişki ise fıtrata aykırıdır, yapanlara menfaat sağlasa da nesli bozar, haramdır. Faiz de bu anlamda iktisadî bir eşcinselliktir.

Yine yamyamlık da ribevî bir eylemdir. İnsanın fizyolojik büyümesi, farklı türlerle (hayvan, bitki - inter) beslenme yoluyladır. Kendi cinsiyle (intra) beslenmek ise fıtrata aykırı, iğrenç ve haramdır. Faiz, serveti kendi cinsinden “yiyerek” büyütmektir; iktisadî yamyamlıktır. 

İnsan kanı içmek de aynı kategoridendir. İnsan kanı içenler bu ribevî beslenme yoluyla büyüyeceklerine, güçleneceklerine inanırlar.

Son olarak şirk de ribevî bir eylemdir. İnsanın rızık, yardım, büyüme ve kemâl umduğu ilişki, Halık ile mahluk arasındadır (inter: iki ayrı kategori). Şirk ise menfaati mahluk-mahluk arası (intra) ilişkiyle arar. Bu yüzden faiz iktisadî şirk, şirk ise itikadî faizciliktir.

Son günlerde Epstein dosyalarında şahit olduğumuz iğrençlikler, faiz “yiyen” bir medeniyetin bünyesinin ne denli bozulabileceğini apaçık ortaya koymaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de ribâ, defalarca “ekele / yemek” fiiliyle ifade buyurulur: “Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı/dokunduğu kimse gibi kalkarlar.” (Bakara, 275) 

Bilinir ki, yediklerimiz bedenimizi, mizacımızı, hatta ahlâkımızı derinden etkiler. Haram lokma, ruhu zehirler; ribâhôr bir toplum da bu zehirle beslendikçe, fıtratın en derin tabakalarına sirayet eden bozulmalara, şeytanın kulu kölesi olmaya kadar kapı aralar.

Epstein dosyalarında—iddia edildiği ve bazı tanık ifadelerinde yansıdığı üzere—Batılı elit tabakanın pedofili, cinsel sapkınlık, sadizm, eşcinsel ve ensest eğilimler, ve hatta insan eti yeme, yamyamlık, kan içme, çocuk kurbanı ritüelleri gibi en iğrenç boyutlara vardığı görülüyor. Bu, faiz ekonomisiyle yoğrulmuş bir medeniyetin nihai çöküş tablosudur. Adrenokrom, Pizzagate ve benzeri iddialar bir yana; belgelerin ortaya koyduğu ağ, elitlerin sistematik ahlâksızlık ve istismar bataklığında boğulduğunu gösteriyor.

Bu manzara, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “Faiz yetmiş üç kısımdır, en hafifi annesiyle zina etmek gibidir” buyruğunun ne kadar derin bir hakikat içerdiğini bir kez daha teyit eder. Faiz, iktisadî bir ensesttir; ribâhôr toplum ise bu ensestin meyvelerini toplar: Anne ile cinsellikten bile çok daha büyük kötülüklerin işlendiğine, iktisadi bir ensest ilişkiyle büyümüş bir medeniyetin böylesine aşağıların aşağısına düşüşüne, hayvandan bile aşağı bir varlık kategorisine inişine ibretle şahit oluyoruz.

Netice olarak: Faiz yemeyen, ribâdan uzak duran bir ümmet, hem bedenî hem ruhî sağlığına kavuşur. Tam, her unsuruyla kurulmuş İslamî bir nizam dahilinde zekâtla, karz-ı hasenle, meşru ticaretle beslenen bir medeniyet ise bereket bulur, huzur bulur, adalet bulur.

Allah bizleri ribâdan, onun tozundan ve her türlüsünden muhafaza eylesin. Âmin.