TR EN

Dil Seçin

Ara

Turizmde Madalyonun İki Yüzü

Turizmde Madalyonun İki Yüzü

Turizm öyle bir olgudur ki bazen faydalı, bazen zararlı; bazen sevaplı, bazen günahlı… Yani iki yüzü olan bir madalyon gibi, bir yüzü öyle, diğer yüzü böyle…

Turizmi bir ateşe benzetebiliriz. Ateşin yaratılması şer değildir; ateşin binlerce faydası bunu ispat eder. Şer olan, kötü olan, ateşe direkt temas etmek ya da onunla yangın çıkartmaktır.

İşte bunun gibi iki boyutu olan turizmin fayda ve zararlarını şöyle özetleyebiliriz:

Ekonomik faydası: Turizm döviz getirir, dış ödemeler dengesine olumlu katkılar sağlar, ihracatı artırır, girdi alışverişi nedeniyle ekonominin birçok sektörlerini harekete geçirir, istihdamı artırır, bölgeler arasındaki kalkınma dengesine olumlu katkılar sağlar.

Ekonomik zararı: İthalatı körükler, lüks tüketimi artırır, enflasyona neden olur.

Çevresel faydası: Turizm girdiği yeri imar eder, mamur eder. Alt yapı ve üst yapı yatırımlarının artmasına olumlu katkı sağlar. Çevre korunur, tarihî ve turistik değerlerin ortaya çıkmasına ve korunmasına sebep olur.

Çevresel zararları: Doğal çevrenin tahribatına sebeb olabilir. Flora ve faunayı tahrip eder. Trafik, elektirk-su kullanımının artmasıyla Fiziki Taşıma kapasitesini zorlar. Tarihî ve turistik değerlerin yanlış kullanımında ise tahribatına sebep olabilir. Çevre kirliliği (çöp), görüntü kirliliği (betonlaşma), ses kirliliği (yüksek müzik) ve ışık kirliliğine (aşırı ışıklandırma) neden olabilir.

Sosyal faydası: Farklı insanları biraraya getirerek görüşmesine, tanışmasına, anlaşmasına neden olur. Ülke tanıtımına aktif katkıda bulunur. Karşılıklı olumlu sosyo-kültürel değerlerin takası sağlanır.

Sosyal zararı: Kültürel dejenerasyona neden olabilir. Zararlı alışkanlıklara sebep olabileceğinden ahlakî çöküntü, kin ve nefret oluşturur. Sosyal taşıma kapasitesini zorlar.

Görüldüğü gibi turizmin pekçok faydası var, ama en önemli faydası toplumlar ve kültürler arasında bir köprü olması, dünya barışının teminatı olmasıdır.

Türkiye kültürler arası hoşgörü ve barış konusunda tarihî, millî, dinî ve kültürel açılardan oldukça zengin kaynaklara sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti, dinî, etnik ve kültürel açılardan çok farklı unsurları bünyesinde uzun yüzyıllar barış içinde barındırmayı başaran Osmanlı Devleti’nin çok kültürlü mirası üzerine kurulmuştur. Mevlana Celaleddin Rûmî, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli gibi kültürümüzün manevi mimarları olan şahsiyetler her zaman anlayış, hoşgörü ve birlikte yaşamayı vurgulamış ve bizzat kendi hayatlarıyla bu alanda örnek olmuşlardır. “Yaratandan ötürü yaratılanı hoş gören” bir anlayış günlük hayatın sıradan ilişkilerinden siyasi kurumların yönetim şekillerine kadar pek çok alana nüfuz etmiş ve bu alanlarda kalpleri, zihinleri, davranışları ve yönetimleri şekillendirmiştir.

İnsan fıtratında; bilmediği, eli yetişmediği ve ulaşamadığı şeylere karşı nihayetsiz bir düşmanlık hissi vardır. İnsanlar turizm sayesinde gerek ülke içi (iç turizm) ve gerekse ülke dışı (dış turizm) seyahatlerde yabancısı olduğu yerdeki insanlarla görüşür. Bu görüşme sonucunda onlarla tanışır, anlaşır ve hoşgörü sahibi olurlar. Bakar ki, “yahu o da benim gibi bir insan, iki gözü-iki kulağı var, o da mutlu olunca gülüyor, üzüntülü olunca ağlıyor…”

İşte bu buluşmayla oluşan kanaati ve imajı hiçbir güç değiştiremez. Çünkü insanın bilme derecesini sıralarsak ilmelyakin (ilim ile bilmek), aynelyakin (görerek bilmek) ve hakkalyakin (yaşayarak bilmek)… İşte bir turistin gittiği yerde, o ülke ve insanı ile ilgili yaşadığı olumlu şeyler hakkalyakin mertebesidir ki, bu kanaaati ve imajı hiçbir güç değiştiremez.

Bundan dolayıdır ki, “Turizm dünya barışının teminatıdır.” diyoruz.