145 Yazı Selim Gündüzalp

Yazar Profili »

Bize Şefkat Lâzım

Aralık 2019, 516 657 Görüntülenme Eklenme Tarih: 25 Kasım 2019 23:40 Selim Gündüzalp

 

Hem kendimize, hem de çevremize...

Biraz şefkat iyi gelir.

Kirli eller yıkanınca nasıl bir rahatlık ve ferahlık veriyorsa insanın içine, sevdiği işi yaptıktan sonraki halet-i ruhiye de öyledir işte. Biraz şefkat hayata katabileceğimiz ne güzel şey. Sevgi, ilgi ve şefkat, herkesin rahatlıkla verebileceği ve gösterebileceği şey.

Yaratılanlara merhamet etmeyene merhamet edilmiyor. Bugün merhametsizliğin içinde boğuluyorsa insanlık suçlu kendisi. Önce merhamet etmeliyiz ki, merhamet görmeyi bekleyelim.

Bir camdan seyredin herhangi bir ağacı. Onu nasıl bir rahmet elinin çepeçevre kuşattığını göreceksiniz. Dallarını inceleyin, dallarına konan kuşları... Yapraklarına bakın, orda kalmayın, gövdesine inin, köklerine... Yanı başındaki ağaca ve diğerlerine... Çepeçevre nasıl kuşatmış rahmet onları!..

Oldukları yerde duruyorlar. Rızıkları ayaklarına geliyor, gönderiliyor.

Güneş mi lazım? 150 milyon kilometre mesafeden onlara ulaştırılıyor. Yağmur mu lazım? Üç bin metre mesafeden rahmet üzerlerinde dökülüveriyor inci taneleri gibi. Ve aldığı belli, hayata kattığı belli; hiç beklemediğiniz şekilde hayatınızın en güzel, en hoş meyvelerini sunuyor Rabbimiz.

İşte şefkatin cevabı bu. Ellerini rahmetine karşı açan, hiç boş kalmıyor. Hemen dolduruluveriyor o eli rahmet hediyeleriyle. Ve onların eliyle sizin imdadınıza koşturuluyor. Sadece koşturulmakla kalmıyor, ağaçların dalları bin bir mucizeyi saklıyor. Hayvanlar için barınak ve sığınak oluyor.

Bir ağaç, sadece bir ağaç değildir. Çok ama çok gayesi vardır, hizmeti vardır; bilen için, gören için… Kâinata şefkatli bir gözle bakana, merhametli bir gözle bakana kapılar açılır. Oradan hareketle kendine baksa, göz kapaklarının bile nasıl çalıştırıldığını görse, hayret edecektir.

Bir arkadaşım göz kapakları çalışmayan bir kahveciyi anlatmıştı. Çok az bir aralıktan başını kaldırıp görmeye çalışıyormuş. Birisi “İki çay!” diye seslense, eliyle göz kapaklarını kaldırıp bakıyor ve ondan sonra uzanıp çayı bardağa koyuyormuş.

Aslında böyle arızalar olmasa nice nimetlerle kuşatıldığımızı anlayamayız… Göz kapakları da Onun rahmeti ve merhameti ile çalışıyor. Bu kadar kolay açtığımız için ve açınca gördüklerimiz için, gördüklerimizden hayatımıza kattığımız bunca güzellik için ve bunu her gün yüz değil, binlerce defa yapageldiğimiz için ve bu güzellikleri bize bedavadan seyrettirdiği için, Rabbimize merhametinin ve şefkatinin tecellisi olan tüm nimetleri için hamdediyoruz, şükrediyoruz.

Kalbimizde Allah’a muhabbet vardır. O sevgiler, Allah yarattığı için vardır. Ne varsa üzerimizde Ondandır. Güzel olan ne varsa, o güzelliklerin yaratıcısındandır. Cemâl Ondan, kemâl Ondan, her şey Ondan…

Ağaçların dallarında şakıyan kuşlar gibi, Rabbimizin nimetlerini şakıyan bülbüller olmayı niyaz ediyoruz. Niyaz ediyoruz ki, hakkını verelim dilimizin; şefkatiyle çevrilmiş, rahmetiyle kuşatılmış dört bir yanımızın hakkını verelim…

Hakkını verebilir miyiz? Elbette veremeyiz ama o güzelim samim niyetler, belki de yaptığımız amellerden üstün olabilirler. Yeter ki Rabbimiz kabul etsin; o zaman olmuştur.

Evet, şefkate ihtiyacımız var. Şefkat iyi gelir. Hem kendimize, hem hayatımıza, hem çevremize...

Bizde iyi olan ne ise, onu verelim çevremize. İyilik yapmak kolay. Tebessüm dahi bir sadaka işte zor mu?

Allah’ın rahmetinin tecellilerini seyretmek, buluttan ağaca, ağaçtan meyveye, yapraktan kuşa ve her şeye ama her şeye o nazarla bakmak, herhalde bizi çok zengin kılacak bir nimet. Rahmeti görenin kalbinde merhamet olur…

Ah, işte ah... Zenginliği parayla ölçenler, mesafeleri metreyle ölçenler anlayamazlar ki... Gerçek fakirlik bu işte.

Şeytanın kendisi, Allah’ın rahmetinden ümidini kesmiş, uzaklaşmış ya, bu düşmanlık duygularını bilemiş de bilemiş. Kendi yapmış, kendisi kesmiş gelen rahmetin yollarını. Ve şimdi içine düştüğü çıkmaza, Allah’ın kullarının da düşmesi için çalışıyor. Şeytanın işi bu… Boş boş dolaşırsak, onun eline oyuncak oluruz. Öyleyse boş gözle bakmamak, boş kalmamak, Allah’ın rahmetinden uzaklara düşmemek için önce kendimize, sonra çevremize, rahmetli ve şefkatli bir nazarla bakmak, sunulan nimetleri tek tek incelemek, hakkını vermek, hamd etmek, haksızlık etmemek, belki de lâyık olmadığımız halde elimize geçen onca nimete şükretmek gerek...

Şefkat iyi gelir…

Bizi birçok sıkıntıdan kurtarır şefkat. Nice insan var ki, şefkat edemediği için, yol alamıyor; kendi içinde kendini kilitliyor ve sonunda olanlar oluyor. Nice olumsuz haberler yansıyor gazetelere, ekranlara. Bunların her birinin arkasında, rahmetin ve şefkatin o sonsuz deryasından uzak olmak var.

Evet biraz kımıldanalım şöyle. Haydi bakalım, bir küçük adım dünyayı değiştirmeye yetmezse de, kendimizi değiştirmeye yeter. Herkes kendini değiştirse her şey değişir.

Şefkatle bir adım atalım ki, rahmet de bizi sarsın.

Allah’ın yarattıklarına merhamet edelim ki, onların sahibi Allah da bize rahmetiyle muamele etsin…

 

 


Aralık 2019, 516 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bir Cam, Bir Can, Bir Cihan

Camsız duvarlara zindan derler. Cam, duvarları ev yapar. Evin içi ve dışı, iki dünyanın kesiştiği yerdir cam. Gündüz, evin güneşi; gece ay’ı, yıldızı olur cam…

Devamı »

Sonbahardan Özür

Yalanmış meğer. Hem de esaslı... Sonbahar şarkılarda söylendiği gibi değilmiş, yemyeşil bahçeler de varmış, tarlalar da. Üstelik sayısız meyveler bu mevsimde geliyormuş…

Devamı »

Derdim, Tasam, Şu Son Demde Ne Yapsam?

Belki bir yaz akşamında, belki de serin bir sabahta… Tam da yaşamanın altın çağında… Güzelliklerin tadı damağında… Belki de bir eylül akşamında ya da bir sonbahar sabahında… Ecel denen misafirim. Biliyorum geleceksin… Gözünün değdiği yerde çiçekler açacak. Bir el uzanacak bana doğru. Bir sahilden diğerine geçeceğim. Kocaman bir bahçedeki bir gül gibi… Açıldıkça açıldım, son noktasındayım. Akşam ezanlarının arasından bir veda çekiyorum: “Uğurlar olsun…” diyorum güne, ömre, hayata…

Devamı »

Haydi Bakalım

Neyi dinlesen, kendine özel bir dille konuşur. Her şey ses verir anlayana, geçip gitmeyene… Yıldızı dinlesen, dereyi dinlesen; ağacı dinlesen, kuşu dinlesen… “Nerede beni dinleyen, nerede sesimi duyan?” der adeta. Ve bin bir gecenin içinden bir ses gelir: “Ben seni dinliyorum.” der. Ve açılır sırlar, hikmetler… Dinleyen anlar!.. Düşünün bir yayla başındasınız, bir gece vakti bir ağacın tepesindesiniz, herkesten uzak, her şeye yakınsınız… Yalnızlık! Dışı yalnızlaştıkça, içi kalabalıklaşıyor

Devamı »