136 Yazı Selim Gündüzalp

Yazar Profili »

Baba, Nereye Gidiyorsun?

Haziran 2014, 450 120 Görüntülenme Eklenme Tarih: 11 Nisan 2020 18:50 Selim Gündüzalp

 

Ezan sesleriyle uğurladık seni, baba…

Alnımdan öperken uyandım o sabah…

Mis gibi kokuyordun.

Son görüşmemiz olacağını ne annem biliyordu, ne kardeşlerim, ne de ben…

Fecir vaktiydi. Tam da sabah ezanlarında…

Hiç konuşmazdın sen.

Ama elimi tutuşun, alnıma bir buse konduruşun ve bazen sımsıcak iki damla gözyaşıyla uyandırışın, beni ne kadar çok sevdiğini anlatıyordu zaten.

Niye konuşmazdın ki, niye?

Sessizliğin içinde o kadar çok mu kaldın diye?

Kim bilir ne hayaller kurardın orada…

Hatta bir akşam televizyonda, bir Ramazan programında, iftar sofralarında görmüştük seni arkadaşlarınla beraber…

Yerin altında, o kadar derinlerde bile neşeliydi yüzün.

Sıcaktı, sımsıcaktı bakışın.

Allah emretti diye orucunu tutuşun…

Kameralara yansımıştı sımsıcak tebessümün…

“Bu benim babam” dedim “babam”…

İftihar ettim seninle…

İlk defa o gün, o kömür karası yüzün, güzellerden güzeldi.

İlk defa o gün, ruhunu okudum yüzünde baba…

Kapıyı usulca çekip gidişin var ya, anladım o gün bir şeyler olacağını…

Ama söyleyemedim; bilemezdim…

Ama içime bir kor ateş düştü işte…

Bir çocuk yüreği, yüz yüreğe bedeldir baba…

Ne olur, o kadar hızlı yürüme…

Kaybolma sokağın köşesinden…

Ne olur yavaş yürü…

Seyredeyim camın gerisinden

Benim seyrettiğimi sen bilmesen de…

O haber geldiğinde çok fazla üzülmedim,

Çünkü nereye gittiğini biliyordum

Sen işe gitmiyordun her sabah;

Allah’ın huzuruna gider gibi gidiyordun.

Elin kömürün siyahına uzansa da, yüreğin elmas gibi pırıl pırıldı baba…

Şimdi şehitsin.

Ben de şehit çocuğuyum

Teselli buluyorum şehitlerin ölmediğini bildiğim için;

Göçük altında kalanların ölmediğini Peygamberim (asm) bildirdiği için…

Peygamberimi daha çok seviyorum…

Fecr vaktiydi…

Tam da sabah ezanında bir buse kondurdun alnıma iki damla gözyaşıyla beraber

Sıcacıktı. Kalbin gözyaşındaydı.

O an, nerden çıktı, bilmiyorum.

Bir şey takip ediyordu seni.

Gölgesi yere vurmuş bir kuş mu desem…

Yoksa ruhun mu desem, bilemiyorum

Ama yalnız değildin giderken; bunu çok iyi biliyorum.

Konuş baba. Konuş şimdi…

Senin en uzun konuşmaların, en uzun susuşların oluyor her zaman.

Şimdi de konuşuyorsun; halinde ders veriyorsun.

Herkes her şeyi konuşuyor; sen susuyorsun.

Gidişin, varışın, gittiğin yerde kavuştukların, tesellim oluyor baba.

Sen inandığını yaşadın, inandığın değerler uğruna ve bizim için, geleceğimiz için, karanlığın bağrına bembeyaz bir ok gibi saplandın baba…

Evimize helal rızık getirmek için, en zor şartlarda çalıştın.

Seni orada hayal bile edemezdik.

Ta ki o televizyon ekranına Ramazan’da o iftar sofrasından yansıyan görüntüler ortaya çıkana kadar…

Ne kadar çilekeş, ne kadar zorlu bir hayatın varmış; anlayamadık seni…

***

Siyahın en koyusu kömürde değil; senin hasretindeymiş baba.

Bilemedik…

Bu sabah seni toprağa verdik; uğurladık Rabbimize…

Ama ruhun çoktan ulaşmıştır varması gereken yere…

Sen “Her işin başı sevgi” derdin, “inanmak” derdin. “Dünyayı böyle yaşamak güzel” derdin.

Sabah ezanından önce giderdin…

O sabah, ezanlara yakalandın baba…

Bir de benim camın arkasından bakışlarıma...

Senden kalan eşyaları gördüm, kokladım, öptüm…

Bir de toprağını öptüm defnedildiğin gün.

“Rahmet bize yerden yağar.” derdin sen…

Bir de anneme sarıldım senin hasretinle, senin yerine…

Merak etme, kalbim yaşım kadar küçük değil baba…

Bu kalpte annemi de, kardeşlerimi de teselli edecek sonsuz bir sevgi var baba…

Bu ümidi sen koydun içimize…

“Rabbimizden armağandır, onu yitirmeyin.” derdin; yitirmedik baba…

Gözyaşlarımı saklamayacağım. Ağlamam gerekiyorsa ağlayacağım.

Ama “benim babam öldü” demeyeceğim.

“Benim babam ölmedi; şehitlerle beraberdir” diyeceğim.

Sen benim ebedî babamsın.

Rabbimin nasibisin sen bize.

İzin ver de düşsün iki damla gözyaşım rahmet olup bedenini misafir eden toprağın üzerine…

Milyonlarca evin ışıkları, gönüllerde bir buhar gibi tüten o dualar, bizi bulunduğumuz yerden bak nerelere kanatlandırdı baba…

Yarı yolda komadı bizi kimse…

En uzak eller ve ülkeler bile imdadımıza yetişti, dualarla yetişti insanlar, yetişti kardeşler, analar, bacılar…

Sen gidince yaramızı kim sarar diye düşünme baba…

Yaralarımızı saran dualar var baba…

Allah var baba! Allah var…

“Hiç şüphesiz Allah’a inanıyorum” derdin.

“Her yerde hazır ve nazırdır.”

“Fark etmez, yerin altı da bir, üstü de bir” derdin.

“Duam hep sizinle…”

“Kaderimi seviyorum” derdin.

Ellerin hayatla sarmaş dolaş, “Ellerim ki siyahı değil, geleceği tutuyor” derdin.

Hayretle bakıyorum şimdi ne görsem…

Kokusundan tanıyorum arkadaşlarını

O koku, şehit kokusu baba

Bazıları kömür kokusu zannediyor onu.

Anlamıyorum hâlâ, anlamıyorum baba…

Merak etme…

Senden sonra daha güzel olacak… Olması gereken olacak.

Hep böyle oluyor zaten.

Birilerinin gözü kapanmadan birilerinin gözü açılmıyor baba.

Nasip sanaymış; kader seni ve arkadaşlarını seçmiş…

“Kaderim güzeldir, kaderime güveniyorum” derdin ya, sahi, kaderin güzelmiş baba…

Sen ölmedin; şehitsin. Ben de bir şehit çocuğuyum.

Kanın damarlarımda, canın tenimde burcu burcu tütüyor baba…

Bu gece bir rüya gördüm. Sen ve arkadaşların, nurdan bir sohbet halkasındaydınız.

Yüzlerini seçemediğim nur yüzlü insanlar vardı; sizi kucaklayıp “Aramıza hoş geldiniz” diyorlardı.

Hz. Bilal Habeşî de (ra) oradaydı. Tebessüm ediyordunuz, el sallıyordunuz.

Biz ölmemişiz ve ölmeyeceğiz, yine sizinle görüşeceğiz.” diyordunuz.

Geride bıraktığın kitaplar var ya, o kitaplara bir denize dalar gibi dalacağım.

Senin bize bıraktığın o mirasa sahip çıkacağım.

Gün nasıl doğarsa doğsun, gemi limandan nasıl kalkarsa kalksın, seninle başlayacağım, seninle beraber çıkacağım yolculuğa.

Ümide yolculuk olacak bu.

Açtığın ışıltılı yoldan ebediyete doğru, aşkla, şevkle ve imanla bir yolculuk olacak bu…

Artık kimsenin teselli etmesine gerek yok bizi.

Teselliyi yüce Yaradan kalbimize verdi.

Tahammülü, sabrı o verdi.

Şimdi göğsümde huzurludur yüreğim.

İzin verirsen evime gideyim.

Annem çağırıyor. “Haydi çocuklar, eve!” diyor.

Artık evin direği bizler olacağız ve dualar olacak baba. Bizim için atan yürekler olacak. Ailemiz büyüdü baba. Dalga dalga… Bin oldu, milyon oldu. Sayılamayacak kadar çok oldu baba…

Bir tek dileğim var Rabbimden. Ebedî baharlarda, cennet bahçelerinde, o dostlarınla, seninle ve kalbinde olanlarla beraber olmayı diliyorum baba…

***

Bir yetimin başını okşamak, insanın içini yumuşatırmış.

Onun için mi her sabah başımı okşayarak ayrılıyordun evden?

Kaderine gülümseyen babam…

“Kaderde ne varsa güzeldir” derdin ya, şimdi o miras bizim içimizde…

Şimdi kuşlar uçuyor gökyüzünde ve bir damla ki, habercisi olsa gerek rahmetin.

Avuçlarıma düştü. Bilinmeyen bir yerden toplandı bulutlar…

Şimdi göklerden rahmet iniyor baba, yüreklerden dualar yağıyor baba…

Bizi yalnız zannetme.

Şehit babam, güzel babam…

Bize unutulmayacak bir şey bıraktın geride.

Öyle bir koku ki, o kokuyla bulurum seni, tanırım seni inşallah mahşer yerinde…

Sen evlat kokusunu zaten unutmazsın baba; ben de bu kokuyu unutmayacağım…

Allah’a emanet ol baba…

 

 


Haziran 2014, 450 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Rabbimizin Nimetleri Saymakla Biter mi!

Dün neredeydik, bugün nerede… Günbegün ağacın başındaki bir meyve gibi olgunlaşan hayatımız, dört bir yandan akıp gelen nimetler. Neler neler… Saymakla bitmez. Hangi birini sayabiliriz ki? Rabbimizin bizi yok iken yaratıp var ettiğini mi, bitki ya da hayvan değil bir insan olarak yaratmasını mı?.. Hayat verip sürdürmesini mi? Belki her gün ne kazalar, ne hastalıklardan korunuyoruz da haberimiz bile olmuyor…

Devamı »

Tohumdan Çınara

Ne acayip değil mi! Cenab-ı Hak tohumu ve ağacı bir makine gibi yapmış. Bir küçücük tohum, koca ağacı içinde saklıyor; adeta bir ağaç makinesi gibi çalışıp ağaç üretiyor. Ağaç da meyve makinesi gibi çalışıp lütf-u ilahi ile meyve üretiyor.

Devamı »

Rabbim, Her İşine Hayretteyim

Beyaz ve tatlı meyveleri olan bir dut ağacının altındayım. Sanki tüm varlığın odak noktasındayım...

Devamı »

Yeniden Başlayalım!

Haydi, yeniden başlayalım hayata.

Devamı »