8 Yazı Uğurkan Çot

Yazar Profili »

TRT1 İftar Ve Sahur Programları Notları

Eylül 2014, 453 115 Görüntülenme Eklenme Tarih: 13 Nisan 2020 21:14 Uğurkan Çot

 

Genel yayın yönetmenimiz Selim Gündüzalp, Ramazan ayı boyunca TRT'de sahur programlarına konuk olmuştu. Bu programlar bizim için elbette önemliydi, çünkü anlatacak meselesi olan, zemin arardı; işte bu programlar da çok iyi bir fırsat oldu. Gerçekten de öyle bereketli programlar oldu ki, okuyucularımızdan ve hiç tanımadığımız kimselerden teşekkür mesajları yağdı.

Yazarımız Selim Gündüzalp, konuk olduğu programlarda tevhid, iman, haşir, hastalık gibi konularda Rabbimizin inayetiyle sohbet etti, pekçok mesajlar verdi.

Bu mesajların dinleyicilerden takdir görmesi, yerine ulaştığını gösteriyordu. Ancak 'Söz uçar, yazı kalır.' gerçeğinden yola çıkarak programı izlerken aldığımız notları geçtiğimiz ay seçerek yayınlamıştık. Devamı istenen bu notları bu sayımızda da sizlerle paylaşıyoruz.

Öyleyse şimdi notlara geçelim:

*****

Hz. İbni Abbas’a (ra.) “Beden ölünce, ruhlar nereye gider?” diye soruyorlar.

O da soruya soruyla karşılık veriyor:

“Mum sönünce ışık nereye gider?”

Evet, sönen ışıklar yok olmuyor kaynağına dönüyor.

Aynen öylede, bedenimiz ölünce de ruhlar, Allah’ın izni ve takdiri ile özel bir yere, yani ruhlar âlemine alınıyor.

Dağılmak, parçalanmak ya da bölünmek birleşmiş şeylerin özelliği.

Mesela, bedenimiz çeşitli gıdalardan ve elementlerden oluştuğu için vucutta biraraya gelen şeyler ölüm anında hemen dağılıyorlar. Her biri geldiği yere ve sonunda toprağa dönüyor. Vücudumuzun aslı bu..

Oysa nurani ve lâtif olan ruhumuz, bedenimize mahsus özelliklerden ve maddi kayıtlardan tamamen uzaktır.. Onun için ölüm anında ölen yanımız fani olan bu bedenimizdir. Ruhumuz değildir.

Baştaki örneğe dönersek mum beden gibi, ışık ise ruh gibidir. Ya da bir başka örnek: Ampul kırılıp dağılsa da, içindeki ışığa birşey olmaz yani..

 

***

Bir önemli konu daha var. O da şu:

Mimar Sinan, yaptığı Selimiye ya da Süleymaniye Camii’nin cinsinden değildir.

O camilerin herbiri Mimar Sinan’ı bildirir, onun ilmini ve mimari dehasını gösterirler ama ne Selimiye, ne de Süleymaniye Sinan’ın zatıdır ya da kendisidir. Onlar sadece o koca ustanın eserleridir.

Aynen öyle de bu dünyada ne varsa herşey o yüce Sanatkârı, yani Allah’ı bildirir ama—haşa—kainat Allah değildir.. Onun sayısız eserlerinden bir tanesidir.

Eser başka şeydir, usta başka şeydir.

Böyle biline ki, bir yanlışa düşülmeye..

 

***

Dileseydi bizi, kediler âleminde fare yapardı..

Bir tutam maydanoz yapardı..

Ya da hiç yaratmazdı..

Allah hâkimdir, mahkum değil..

Nasıl dilerse O, öyle yapar.

Yaratılmakla haberdar olduğumuz kısım bize bakan yönü..

Sevilmez mi bu Allah..

Ondan fazla bizi bilen ve bizi düşünen, kim ki bu dünyada!..

 

***

İki araba çarpışsa şöförleri farklı da bu kaza ondan oldu diyoruz; iki uçak çarpıssa pilotları farklı da ondan oldu diyoruz; iki gemi çarpışsa yine kaptanları farklı da kaza ondan oldu diyoruz.

Peki, şimdi başımızı kaldırıp bir bakalım şu gökyüzüne doğru. Evet, milyarlarca yıldız var ama niye içlerinden iki tane gezegen birbirleriyle çarpışmıyor diye soralım..

Neden?

İdare eden bir de ondan..

Akıl ve kalb gözünün cevabı şudur; idare eden tek de ondan.

Evet Allah vardır ve birdir. Herşey onun emriyle olur ve hareket eder.

Onun ne yaptığında, ne de yarattığında, hakiki manada bir kusur göremez iman sahipleri..

Evet, gören görmez..

 

***

Sadi Şirazi; “ Bal şifadır ama eceli gelene değil?” diyor..

Onun için topladığınız otların hepsi şifalı da olsa, kişinin eceli geldiyse ona bir faydası yok.

Ama yine şifayı ve devayı arayacağız. Bir derde düşenin o yolda, derdine çareler araması da fiilî bir duadır, bir ibadettir yani..

Ancak yine de devayı ve şifayı otta değil, onun eliyle gönderen Allah’tan bileceğiz.

Bu noktada üzerimize düşen duanın fiilî ve maddî boyutu olan araştırma ve çalışmayı da elden bırakmayacağız inşaallah..

 

***

Hidayet için bir cümle kullanılır severim bu cümleyi:

“Hidayet sensörlü kapıya benzer ancak yaklaşana açılır..” diye.

Evet, hidayet Allah’ın bize özel bir lütfudur ve her insana eşit mesafededir o.

Ama siz kapatırsanız kapılarınızı, çelikten pencereler örerseniz onun önüne  yani güneş içeriye girmesin diye.. Sonra da kalkıp şikayet edemezsiniz. Güneş içeri girmiyor, perdelerden ışıkları sızmıyor diye söylemezsiniz..

Neden? Belli işte, suç sizde de ondan..

Güneş her sabah kapımızı tıklıyor ama biz açmıyorsak güneş ne yapsın.

Hidayet de böyle işte.. Güneş gibi.. Sen arkanı dönersen, sen gölgede kalırsın. Güneşin nurundan sen mahrum olursun..

 

 


Eylül 2014, 453 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Düşünceler

Özlü sözler.

Devamı »

Selim Gündüzalp'in Ardından

Selim Gündüzalp abimiz için rahmete ve duaya vesile olması niyetiyle, onun hakkında yazılanlardan bir buket derledik. Ümit ediyoruz ki, bu yazılanlar gibi güzel şahitlikler, Selim abimize ebedi ve solmaz bir buket çiçek olarak takdim edilir.

Devamı »

İslam'a ve Bilime Adanmış Bir Ömür

“Bilginin zevkine varıp okumak o kadar güzel ki. Başlayınca sürüklüyor insanı!” Prof. Dr. Fuat Sezgin

Devamı »

Bizler Gurbette Kaldık

Devamı »