TR EN

Dil Seçin

Ara

Yediveren

 

VE YENİDEN BİSMİLLAH...

Geçtiğimiz yıllarda, Ali Suat ismiyle önce “Düşündüklerim” daha sonra da “İncir Çekirdeği” isimleriyle kısa yazılar ve özlü sözler şeklinde yazıları sizlerle paylaşmıştık. Gerek okuyucularımızdan ve gerekse dostlarımızdan bu yazıların istifadeye medar olduğuyla ve devam etmesi gerektiğiyle ilgili ifadelerini duyuyor, fakat bunları memnuniyet ve teşekkür ifadesi olarak algılıyorduk. Bunları daha sık duymak ve bu konuyu en çok dile getiren Selim Gündüzalp ağabeyimin de ısrarlarının artırması, bu yazıları Rabbimizin inayetiyle devam ettirmek konusunda daha ciddi düşünmeme sebep oldu.

Ve inşaallah farklı bir isim ve taze bir şevkle, kısa yazılar ve bazen özlü sözlerden oluşacak yeni bir tefekkür bahçesi kurmaya niyet ettik ve bu sayı ile de kapısını açalım dedik. Hem bir ‘bismillah’ yerine, hem de hayır dualarınızı istemek niyetiyle böyle başlayalım istedik.

 

***

 

KESRET NE DEMEK?

İman ve itikat sözkonusu olduğunda kesret ve vahdet iki zıt anlamlı kelimelerdir. Kesret, ‘çokluk’ anlamında; ‘vahdet’ ise “birlik, yalnızlık, tek olmak” anlamındadır.

Fakat bu sözcüklerin kelime anlamlarıyla, imanî anlamları karıştırıldığında mesele yanlış anlaşılmaktadır. Aslında bu iki kelime, itikad zemininde, yaratıcının ve ilâhın tek ya da çok olması demektir. Yani vahdet, tek ve bir yaratıcı ve ilahı ifade ederken; kesret, yaratıcı ve ilahların çok olması anlamındadır.

Vahdet, ‘Allah bir olması,’ demektir. Allah (cc.), isimlerinde, sıfatlarında ve işlerinde tektir; ortağa, yardımcıya ihtiyacı yoktur. Bunun da Allah’ın isimleri adedince açılımları, farklı anlamları olur: yaratıcı olarak tek olması; hayat verici olarak tek olması; şifayı sadece O’nun yaratması; her hayrın O’nun elinde olması; başarıya erdirenin O olması… gibi her isim kendi manası içinde Allah’ı tanıtır, birliğini anlatır.

Kesret ise, bitkilerin, hayvanların, herşeyin çok olması değil; bunların her birine yaptığı işlerinde ilim, irade, kudret ve yaratıcılık vermek demektir. Yani varlıkları değil, ilah ve yaratıcıyı çoğaltarak, pekçok ilah ve pekçok yaratıcı türetmektir.

‘Kesrette boğulmak,’ sözüyle 'pekçok ilah ve pekçok yaratıcıyı varsayan' bir zihinle düşünmek kastedilir.  Kesrette boğulanın, o anki ömür parçası ve ona verilen o fırsat boğulur gider. İnsan bir başarı için Karun gibi, “ben kendi ilmimle, gücümle başardım” diyorsa ve bütün yaratılmışları da kendine kıyaslayıp onlarda da kendi işleriyle ilgili güç ve ilim vehmediyorsa, o konuda kesrette ve gaflette boğulmuş demektir.

Bediüzzaman Hazretlerinin, sebepler dairesi ve itikad dairesi şeklindeki ayrımının önemi burada da ortaya çıkıyor. Görüldüğü gibi, bunlar karıştırıldığında en hayatî kavramların anlaşılması mümkün de olmuyor.

 

***

 

HAYAT BÜYÜK ŞEY!

Küçük bir doğru hareket ya da bir hak söz, bazen insanın ömrünü, belki ebedî hayatını olumlu yönde etkiler.

Bazen de küçük gibi görünen hatalar bütün bir ömrü bozar; suya bir damla zehir düşmüş gibi.

Demek hayat her anıyla, her adımıyla büyük ve önemli. Asıl olan da bu büyük sermayenin hakkını vermek. Kendini aciz gören ve değersiz bilen insan, bazen yanlış kıyaslama yaparak, hayatı da değersiz bulup orda burda çarçur ediyor. Oysa hayatı küçük göremeyiz, çünkü söz konusu olan ‘bize ait olan’ değil ‘bize emanet olarak verilmiş’ bir hayat.