72 Yazı Banu Yaşar
Psikolog/Psikoterapist

Yazar Profili »

Ev Hanımı Değil, Evin Hanımı Olmak

Temmuz 2013, 439 144 Görüntülenme Eklenme Tarih: 30 Nisan 2020 13:41 Banu Yaşar

 

“Çocuğun okulundan ya da başka bir yerden ne zaman ki bir vesileyle ne iş yaptığımı sorsalar, ev hanımıyım demekten rahatsız oluyorum. Yüzüme aşağılayıcı bir ifadeyle baktıklarını hissediyorum. İşe yaramadığımı, bir mesleğim olmadığı için tüketici olarak görüldüğümü, çalışan hanımların daha özgür, özgüvenli ve değerli olduklarını düşünüyorum.”

 

Modernizm ve onun bir uzantısı olarak ortaya çıkan feminizm, birçok kadını yaratılışının dışında yaşamaya zorladı. Hırçınca bir hak savaşının ortasında kalan kadın, elinden alındığına inandığı özgürlüğünü geri almaya çalışırken aynı zamanda iç dünyasında nice savaşlara maruz kaldı.

Modern zamanlarda bir çok kavram gerçek anlamını yitirdi. Özgür olmak, çalışmak ve para kazanmakla eş tutulurken, evde olmak, ev hanımı olmak aşağılandı. Kendini ezdirmemek, hakkını savunmak dolduruşuna gelen birçok kadın evdeki huzurunu da kaybetti.

Narsizim çağında yaşıyor olmak ve hedonizmin hayatımızı yönlendirmesi sonucunda erkek ve kadının rolleri de değişti. Erkek evini geçindirme, rızkını kazanma sorumluluğunu tek başına yüklenmek istememeye başladı. En azından bu tip erkek yapısı giderek çoğaldı. Hayat müşterek söylemiyle, evlenmek için çalışan kız aramak mantıklı bir sebepmiş gibi algılanır oldu. O kadar sebeplere yapıştık ki, her şeyi hesap eder olduk. Planladıkça kaygılarımız arttı. Ama artan endişe ve sonu gelmez rızk kaygısı hayatı hiç de kolaylaştırmadı.

Dışarıda çalışan kadının parası ve özgürlüğü var gibi görünse de, aslında mesaisi ikiye katlandı. Ben bunu da yapabilirim, başarabilirim diyen kadın için, dışarı ve içeri hayatının bütün sorumlulukları üzerine kaldı. Bu durum onun fıtratının üstünde bir yük oluşturduğu için zamanla hırçınlaştı, öfkeli ve tahammülsüz oldu. İçten içe eşine öfke beslemeye, hayatını kolaylaştırmadığı için yüreğinde kızgınlık büyütmeye başladı. Bu onun ince ve hassas yaratılışına çok fazla zarar verdi. Kendine dönüp baktığında eski duygularıyla şimdikiler arasında nice uçurumlar gördü…

Çok yoğun çalışsa da, ondan toplumun ve ailenin beklentileri azalmadı. Yine evinde temiz bir kadın, iyi yemek pişiren bir aşçı, eğitimli bir anne, sabırlı, itaatkâr, becerikli ve güler yüzlü bir kadın olması beklendi. Güçlü ve özgür bir kadın olma hayaliyle, bu beklentileri gerçekleştirme sürecine girdi. Hepsinin altından kalkabileceğini göstermeye uğraşırken, otuzlu yaşlarına geldiğinde kendini tükenmiş ve yorgun hissetmeye başladı. Vadedilen güç, tükenmişlik sonucunda kazanılan zayıf bir zafere dönüştü.

Bir taraftan çalıştığı için çalışmayan kadınlar tarafından gıptayla bakılan, özenilen, diğer taraftan kendi iç dünyasında zorlanan, savaşan ve suçluluk duyan kadın, iki farklı hayatın yorgun kahramanı olarak yaşamaya çalıştı.

Öbür tarafta eve kapatıldığını düşünen, özellikle de eşi tarafından şefkatli ve özenli davranılmayan kadın ise kendini sürekli aynı şekilde dönen bir çarkın içinde hisseder oldu. Evdeki emeğine değer verilmeyip, kıymetsizleştirilip, aşağılandığında, bu durum kadının kendine dair algısını da olumsuz etkiledi. Çalışmadığı için değer görmediği, para kazanamadığı için bu şekilde adam yerine konmadığı yargısını geliştirdi.

İkisi de kadını tam anlamıyla mutlu etmiyorsa nedir o zaman doğrusu? Fıtratımıza en uygun yaşama biçimi hangisi? Kadına gerçekten yaratılışına uygun yaşama imkânı sağlayacak, kendinden ve hayatından hoşnut kılacak, değer duygusunu pekiştirecek yaşam biçimi nasıl olmalı?

Kadın, duyguları ve farklı becerileri bir arada kullanabilecek yapıda yaratılmıştır. Aşırı yüklenilmesi kadar, aşırı boşlukta kalması da onun için sıkıntılı durumlar oluşturabilir. Tam gün mesaili, ağır bir işte çalışmak---ki birçok kadın istemese de mecbur olarak böyle çalışır---onun ruhunu yorar, duygularını incitir. Özellikle bu zamana ait iş yerlerinde var olan ilişki şekilleri göz önüne alındığında, bu daha da vahim bir hal alır.

Aşırı boş kalan, zamanını boşlukta ve gereksiz uğraşlarla harcayan kadınlarda ise, fıtrat nefis yönünde bozulma göstererek, kendi kendini mutsuz eden vesveseli bir yapı oluşturur. Ruhunu besleyecek, ona iyi gelecek beceriler kazanmak yerine, sahip olma arzusunun ağır bastığı, var oluşunu sahip olduklarına göre hesaplayan bir kişilik yapısı geliştirir. Bu durum, elindekileri hep az bulmaya, yetersiz görmeye, sürekli daha fazlasını arzu etmeye götürür. Sahip oldukları onun gözünde kıymetsizleşir. Hep daha fazlasını ister, diğerleriyle kıyas etme alışkanlığı ruh sağlığını da bozar.

Bu sonuçlara bakarak, keşke biz kadınların yarı zamanlı çalışabileceğimiz işlerimiz olsa… Mesleklerimizi seçerken buna dair fırsatlar verilse….

Kendi evimizde ilgilenebileceğimiz, Yaratan’ın hamurumuza koyduğu yetenekleri keşfederek yaşayabileceğimiz ilgi alanları oluşturabilsek…

Günlük işlerimizi bitirdikten sonra yaptığımız, bizi mutlu eden, keyifli kılan işler yapabilsek...

Toplumsal onaylanma, takdir edilme ve toplumun normlarına kendimizi adapte etme meylimizi bırakabilsek…

Çocuklarımızla oynayacak, onları yakından tanıyacak kadar zaman bulabilsek…

Kendimizi ev hanımı gibi değil de, evimizin hanımı gibi hissedebilsek…

Her ne kadar bu her zaman elimizde olmasa ve birçok kadın hala uzun mesaili ağır işlerde çalışmak zorunda kalsa da, kendi bakış açımızı değiştirerek işe başlayabiliriz. En azından modernizmin kadına sunduğu ve dayattığı birçok konuda kendi fıtratımızı koruma yönünde kararlar alabiliriz. Hırslarımızın bizi hapsetmesine, hükmetmeye çalışmasına karşı durabiliriz.

Öncelikle, onaylanma, takdir edilme ve mükemmel olma iddialarımızın aslında bizi ne kadar yorduğunu ve yıprattığını fark ederek işe başlayabiliriz. Fıtratımızı yeniden keşfederek yolumuzda ufak tefek de olsa değişiklikler yapabiliriz. Kendimize nefes alma zamanları, ruhumuzu dinlendirme anları ayarlayabiliriz. Yapmaktan zevk aldığımız, ruhumuza iyi gelen uğraşılar bulabiliriz. Bunlara ayırdığımız kısa zamanlar bizi besleyecek, yorgunluğumuzu alacaktır.

Dünyamıza aldığımız, günlük hayatımıza ve ruhumuza faydası olmayan fazlalıklara hayır diyerek işe başlayabiliriz. Birçok kere güzel bir hayır diyememek yüzünden gereksiz yere doldurduğumuz zamanımızı, nefes alabileceğimiz zamanlara dönüştürebiliriz.

Ev hanımı olma durumundan, evimizin hanımı olma mertebesine kendimizi yine kendi elimizden tutarak çıkarabiliriz.

 

 


Temmuz 2013, 439 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bu Günlerde Neyi Tüketiyorsunuz?

Devamı »

İnsanlar Değil, İmajlar Dolaşıyor Sokaklarda / Olduğun Gibi Görünmek

Kişilik, insanın bütün ilgi, yetenek, konuşma biçimi, tavır, görünüş ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini kapsar.

Devamı »

Yüz Çizgileri Ne Söyler?

“Elli yaşına geldiğinde herkes hak ettiği bir yüze sahip olur...” diyor, George Orwell. İlk okuyuşta çarpan bir cümle, biraz korkutan, biraz ürperten, hatta gidip aynaya baktıran cinsten... Neden elli yaşına geldiğinde, neden yirmisinde, otuzunda değil de, elli yaşına gelince hakettiğimiz bir yüze sahip oluruz. Neden başka bir kelime yerine hak etmek kelimesini kullanır George Orwell?

Devamı »

Aranızda Cennetin Rüzgarları Essin

Eş olmak yeni bir elbise giymek gibi, yeni bir rol ekler hayatımıza... Eskiden birinin kızı, oğlu, kardeşi, torunu, arkadaşı, teyzesi iken artık çok daha derin ve kalıcı bir isim eklenir. Hayatımız boyunca yeni isimler yeni etiketler alır ve bu duruma alışmaya çalışırız.

Devamı »