ARAMA SAYFASI

Şükür Nimeti Büyütür

Şükür Nimeti Büyütür

İnsan şükür için yaratılmış.

 

İnsan şükür için yaratılmış. Şükrün ne olduğunu bilen insanlar, Rablerine doyasıya şükretmek için ille de karşılarına çok büyük bir nimetin çıkmasını beklemezler. Onların gözünde şükürle alınan bir nefes havanın bile vereceği mutluluk, hiçbir şeyle değişilmeyecek kadar büyük bir mutluluktur.

Şükür, eylem halindeki bir güzelliktir. Şükredilecek kadar güzel olan o nimetin karşısındaki en zarif bir haldir.

Herhangi bir insanın sıradan bir günü bile, şükürle aydınlandığı zaman, içinde bir cennet çekirdeği taşıyan sonsuz bir mutluluğa dönüşür. Bunun sebebi, şükür için yaratılmış olmamızdır. Çünkü insan denen bu aciz varlığın bütün yetenekleri en üst düzeyde bir şükrü yerine getirecek şekilde düzenlenmiştir. Görmesinden işitmesine, tatmasından anlamasına kadar... Âlemlerin Rabbi, insanı şükre ihtiyaç duyacak şekilde yaratmıştır. Tıpkı havaya, ekmeğe, suya ihtiyaç duyduğu gibi.

Gerçi insan şükretmese de, bu nimetlerle hep iç içedir. Ancak her an bir şükür duygusunu yaşamakla, bunları harekete geçirir. Hayat o zaman renklenir, nimetler o an bereketlenir. Şükretsin ya da etmesin, Allah’ın gizli ve açık nimetleri herkesin üstüne her yönden yağmur gibi yağar durur. Ancak şükredenler bu nimetlerin farkına varırlar.

Şükreden insan için her şey bir takdirin eseridir, hiçbir şey, tesadüfün eseri değildir. Şükreden insan, Allah’ın rızasını kazanan insandır. Niçin yaşadığının farkına varandır. Kendisini yaşatanın varlığına bütün duygularıyla inanan bir insandır.

Şükür, nimetleri büyütür.

Nimetler, şükürle güzelleşir. Çünkü nimetleri yaratan Allah (cc) güzeldir. Onun bütün isimleri en güzeldir.

Güzellerin güzeli olan Allah’a duaların da en güzeli olan şükür yaraşır. Yaratılanların en güzeli olan insana da, şükürlü bir hayat yaraşır.

Şirkten şükre hamd ile geçilir. Allah’a, şükranla dolu bir kalple, şükürle geçer insan. Hamd ve şükür, halden ve Allah’tan memnuniyettir. Kur’an’ın ilk suresinin de “Elhamdülillahi Rabbi’l Âlemin” diye başlaması, gayet manidar değil midir?

Şükreden insanın gözünde bir kum tanesi de değerlidir, bir yudum su da azizdir. Çünkü o, bu nimetin sahibini bilir. Rabbi de ona nimetleri ile kendisini bildiğini bildirir. Şükür ile insan, her şeyin yerini, değerini takdir eder. Hiçbir şeye hor bakmaz, küçük görmez. Herkese, yaratılan her şeye gönül yüceliğiyle bakar. Bir taşın, bir çiçeğin, bir yıldızın, bir bulutun, bir yağmur tanesinin bile kainatta bir görevinin olduğunu bilir. Her şeyin her şeyle alakasını düşünür. Her şeye anlamlı bir gözle, şükür dolu bir kalple bakar. Huzur içinde yaşar.

Şükreden bir kalbe sahip olan insan, yaratılan her şeye, her şeyin hakkına saygı duyar. Allah’a olan sevginin bir işareti de, Onun yarattığı her şeyi değerli görmek, kıymetli bilmektir. Bu, bir gül de olur, gönül de olur; fark etmez. İnsan Rabbini sevdi mi, Onun yaptığı her işe sevinir.

Aç olan bir insana şükür, ekmek ve katık yerine geçer. Şükreden insanın önce ruhu doyar. Ruh doydu mu zaten, mide haydi haydi doyar. İman sahibi olan bir insan, bir yandan midesini helal olan nimetle; diğer yandan da kalbini ve ruhunu şükürle doldurur. Şükreden insan, Allah’ın cezasından da korkar ama Onun affediciliğinden de hep ümitvar olur.

Nimet, şükürle büyür. Şükürle ve hamdle büyür de büyür. Bir zaman gelir ki, burada ‘Elhamdülillah’ diyen, cennette elhamdülillah meyvesini yer. “Elhamdülillah kelimesi, Cennet meyvesi olarak tecessüm ettirilip, sana takdim edilir. Burada meyve yersin, orada elhamdülillah yersin!” (Sözler, 590)

Nimetin küçüğü olmaz. En küçük nimet dahi büyüktür. Şükür, nimeti büyütür. Hayat şükürle yürür. Ve insan şükürle büyür, şükürle yürür. O zaman koca kainat, adeta bir şükür fabrikası olur. Şükür, insana okumayı da öğretir. Hem kendini, hem de kainatı. O da Allah’ın adıyla, ‘Bismillah’ diyerek okur. Kalpten yanağa, yanaktan dudağa yol bulur damlalar. Dudaklar şükre durur. Şükürlü bir göz, şükürlü bir dokunuş ve okuyuş, kainatın kalbine silinmeyen bir nakış gibi yerleşir.

Evet, şükür, nimeti büyütür, ziyadeleştirir. Baktığımız, gördüğümüz, işittiğimiz her manzara, her güzel söz de bir zikir ve şükür olur. İnsanın gözü, yeryüzünün çiçeklerinden bal toplayan tatlıcı sineği, o mübarek an gibi olur. Şükür peteğini, tefekkür ile doldurur.

O zaman insan, her haliyle bir şükür fabrikası olur. Hayaliyle de, niyetiyle de. Hayatı Allah’tan bilmek, nimetleri Ondan bilmek, hatta ettiği şükrü dahi Onun nimeti bilmek, o şükre karşı bir şükürdür.

Şükür, nimeti büyütür.

Rabbim, şükrüne şükürler olsun senin. Ey kalbim! Rabbimin şükrüne; şükürden uzak kalma, uzak durma.

***

‘Her Güne Bir Öykü’ kitabımızda yer alan, Dr. Cenap Şirin’e ait küçücük ama hafızanızdan hiç silinmeyecek bir öykü:

Ortaokul sıralarında iken Türkçe öğretmenim anlatmıştı.

Bir çocuk, okula giderken yolu üzerinde duvardan sarkmış bir gül görür, duvara tırmanıp gülü koklar, sonra aşağı inip yoluna devam eder.

Onun bu davranışını dikkatle izleyen bir adam, çocuğa duvara kadar çıktığı halde çiçeği neden koparmadığını sorar.

Çocuk harika bir cevap verir:

“Onu koklamak, herkesin hakkıdır!”