TR EN

Dil Seçin

Ara

Okyanuslar Aside Dönüşür mü?

Bu yazının başlığı, “küresel felâket senaryoları” dinlemekten bunalmış olanlarda hayret ve dehşet hisleri uyandırarak onlara, “Bu kadarı da fazla artık!” dedirtebilir.

Bu yazı başlığıyla ilgili o hislerin içine girebileceklerin, o yazı başlığını kullananla aralarında belki şöyle bir konuşmaları da olabilir:

“Siz bu yazınızda “okyanusların aside dönüşebileceğini mi söylüyorsunuz?”

“Evet; dönüşebilir ve dönüşmesini engellemeye de insanların gücü yetmez diyorum.”

Soruyu soran, sorusuna aldığı bu cevap üzerine, belki şu tepki cümlesi ile karşılık verebilir: “Hayret bir şey!..”

 

Aslına bakılacak olursa, okyanusların aside dönüşmesinden daha fazla, okyanusların aside dönüşmemesi “hayret edilecek bir şey”dir!

Nasıl mı? 

Burada kimya dersi vermek gibi olacak; fakat bunun izahı şöyle:

İlköğretim seviyesindeki kadar bile kimya bilenlerin de bildiği gibi, yerküremizi çepeçevre saran havada kütle bakımından %78 azot, %21 oksijen, %1 de argon, neon, karbondioksit ve su buharı, karışım halinde bulunur. “Soy gazlar” olarak adlandırılan helyum, neon, argon, kripton ve radon haricindeki bütün gazlar gibi, azot gazı da serbest halde ve havadaki diğer gazlarla karışım halindeyken, “iki atomlu molekül” halinde bulunur. Azot molekülündeki iki azot atomu birbirlerine “üçlü bağla” bağlıdır; bu, onun kararlı bir molekül olmasına, yani kolaylıkla atomlarına bölünüp başka atomlarla bileşik yapmamasına sebep olur. Buna azot elementinin “inert” (âtıl) olmak özelliği denilir. 

N2 + 172.000 kal. → N + N (Çok güç) 

Azot molekülü azot atomlarına kolay ayrılmaması bakımından çok kararlı (inert) olmasına rağmen, su beraberinde oksijenle yükseltgenerek (oksidasyona uğrayarak) bileşik yapmak bakımından kararsızdır. 

N2 + 5/2 02 + H2O → 2 HNO3 (Çok yavaş) 

Bu reaksiyon, çok yavaş olarak meydana gelir. Bu reaksiyon çok yavaş olarak meydana gelmeseydi, atmosferin azot ve oksijeninin tamamı, okyanusların suyu ile birleşerek nitrik asit meydana getirebilirdi. 

Bu şekilde, en dehşet verici küresel felâket senaryolarından daha dehşetli bir “küresel felâket senaryosu” olarak, okyanuslar—hem “asitlik” hem de “oksitleyicilik” özelliği gösterdiğinden—“çok tahripkâr kuvvetli bir asit” olan nitrik aside dönüşür; bu olayda havanın oksijeni ve azotu da tükenebilirdi. Büyük kıyametin kopması hariç, bundan daha büyük bir küresel felâket belki de olamazdı!..

 

Bu reaksiyon olmasaydı yine felaket olurdu

Hızlı olduğu takdirde böylesine “dehşetli bir küresel felâketi” netice verecek olan bu kimya reaksiyonunun hiç olmaması da arzu edilemez; okyanus kimyasında hava azotundan canlıların ihtiyacı olan azotlu bileşiklerin teşekkülü için, bu reaksiyon—şimdiye kadar olduğu gibi—çok yavaş olarak meydana gelmelidir.

Size tahammül edilemeyecek kadar dehşetli bir filmi seyrettirmek gibi olacak ama, “derişik nitrik asidin tahripkâr özelliği” hakkında fikir vermesi ve bu felâket senaryosunu biraz tasavvur edebilmeyi kolaylaştırmak için, bir tarihte şehirlerarası yollarımızın birinde “derişik nitrik asit” yüklü bir tankerle bir yolcu otobüsünün çarpışmasında, tankerden yol kenarındaki hendeğe boşalan derişik nitrik asidin, yolcu otobüsünden o hendeğe düşen insanların bedenlerini hiçbir iz kalmayacak şekilde tamamen erittiğini, istemeyerek de olsa hatırlatmak istiyorum...

 

İnsan acizdir

Bazı dinsiz filozoflar ve bozuk felsefî cereyanlar, insanı ilah(!) gibi göstermeye çalışırlar.

İnsan, “kâinatın en mükemmel mahlûku” olmasına rağmen, onu tehdit eden tehlikelere karşı “acizliği nihayetsiz” gibidir. Buna dair verilebilecek çok sayıdaki misallerden biri de, yukarıda genel kimya kitaplarından 2-3 satır halinde naklettiğimiz, azot molekülünün su beraberinde oksijenle yükseltgenerek nitrik asit meydana getirmesi reaksiyonunun hızını, şimdiye kadar olduğu gibi, kendine hem zarar vermeyecek hem de fayda verecek şekilde ayarlamaktan ve bu ayarı sabit tutmaktan, insanın âciz oluşudur...

 

Kimyasal reaksiyonların hızını Allah belirler

“Okyanusların nitrik aside dönüşmesi” faciasıyla birlikte havadaki bize çok lâzım olan oksijenin ve azotun da bu şekilde tükenmesi, “bu reaksiyonun hızının çok yavaş olması” sebebiyle en büyük bir küresel felâket haline gelmiyorsa, hem kimya bilgisi olarak bunu öğrenip hem de: 

“Bu reaksiyonun hızını ayarlayan ve ayarını bozmadan bugüne kadar devam ettiren ‘Kim’dir?”  diye hiç düşünmeyecek miyiz?

Bunu düşünmeyi aykırı gördüğümüz bir “şey” varsa, böyle bir durumda asıl aykırılığın o “şey”in kendisinde mi olduğunu ciddî bir şekilde düşünmemiz icap etmez mi?

 

Kâinattaki kanunları koyan ve onları icra eden Allah’tır

Kendimizi ve çevremizi tanımaya ilk başladığımız andan itibaren “tabiatta cereyan eden kanunların değişmeden devam etmekte” olduğuna bakarak, bu kanunları “ezelî, asıl ve değişmez” olarak tevehhüm etmek hatasına düşmemeliyiz!. 

Kanun varsa, o kanun kendiliğinden var olmamıştır; “o kanunu koyan” vardır. Kanun, hükmünü icra ediyorsa, bu icraatı o kanunun kendisi yapmamaktadır; “o kanunun hükmünü icra eden” vardır.

Misâl olarak, “Türkiye Cumhuriyeti Devletini” alırsak, devletimizin kanunlarını koyan: Türkiye Büyük Millet Meclisi, devletimizin kanunlarını yürüten de İcra Vekilleri Heyetidir (Bakanlar Kuruludur).

Bütün âlemlerin hükümranlığını elinde bulunduran Allah, hükümran olduğu âlemlerde cârî kanunları da koymuştur ve kendi koyduğu kanunları hiçbir yardımcıya ihtiyaç duymadan, sonsuz kudretiyle bizzat Kendisi icra etmektedir!.. Kanunu koyan, onu değiştiremez mi? Daha önde gelen, “kanun” mudur; yoksa “o kanunu koyma selâhiyeti ve kudreti” midir?

Yaratıcı’nın yaratmasının hem “ibda” (hiç yoktan yaratmak) hem de “inşa” (mevcut maddelerden yaratmak) şeklinde olduğuna dair misaller, bilhassa her bahar mevsiminde tekrar bize gösterilmiyor mu?

Hiç yoktan varlık âlemini yaratan ve ona nizam veren kanunları Koyanı, kendi koyduğu kanunların esiri(!) gibi vehmetmek (hâşâ), onları değiştiremeyeceğini veya yeniden başka kanunlar koyamayacağını (hâşâ) zannetmek, O’na “noksan sıfatlar izafe etmek” anlamına gelir. Halbuki O, “noksan sıfatlardan münezzehtir” ve en mühim zikir kelimelerinden olan “Subhanallah” da bunu ifade eder.

 

Kur’an’da kıyameti haber veren âyetler

Kur’an’da, halen içinde yaşadığımız bu dünya için Allah’ın belirlediği ömür müddetinin sonunda bu dünyanın ve kâinatın değişime uğrayacağını bize haber veren çok sayıda âyet vardır. Bunlara “Kıyametle alâkalı âyetler” denilir. (Bkz: 73/14, 74/8-10, 81/1-6, 101/1-5, 75/1-15, 77/1-19, 50/20, 54/1-2, 54/46, 7/187, 25/25, 20/105-108, 56/1-10, 27/82-85, 15/85, 31/34, 34/3, 39/67, 40/18, 40/59, 42/17, 43/61, 45/27, 18/47, 18/8, 18/99, 16/61, 16/77, 21/1, 21/104, 21/109-111, 21/96-97, 21/98, 52/1-12, 67/25-27, 69/1-3, 69/13-17, 70/1-3, 70/5-14, 78/1-5, 78/17-20, 79/1-8, 79/34-36, 79/42-46, 84/1-6, 30/12-14, 33/63, 47/18, 55/40, 22/1-2, 22/7)

Bu âyetlerden başka, kıyametten bahseden çok sayıda da hadis vardır. 

İnsanlar için imkânsızlık çoktur; fakat Allah için imkânsızlık yoktur. Allah isterse, her an her şey olabilir. Kıyameti de, kıyameti hatırlatan büyük âfetleri anında meydana getirmekte de Allah için hiçbir güçlük yoktur.

“Noksan sıfatlardan münezzeh ve her şeye kâdir olan Allah”ın kıyameti gerçekleştireceği, Kur’an’da—yukarıda bildirdiğimiz—çok sayıdaki âyetlerle ve Resulünün (asm) çok sayıdaki hadisleriyle kesinken; elbette kıyamete nisbeten çok küçük bir hadise olan “okyanusları aside dönüştürmeyi” de Allah istese, Kur’an’da Yasin suresinin son âyetinde bildirdiği gibi, sadece “Kün” (Ol!) emrini vermekle anında gerçekleştirebilir.

…

Bize düşen vazife; Allah’ın koyduğu “sebebler perdesi”ne takılıp kalmadan, “okyanusların aside dönüşmesini” de “olmayabilecek bir hadise” zannetmemek ve “Allah’a kullukta kusur etmemeye” çalışmaktır.