TR EN

Dil Seçin

Ara

Diğer Seçenek / Hayalin İçinden Öyküler

Diğer Seçenek / Hayalin İçinden Öyküler

Efendim, Pınar hanım geldi, müsaitseniz gönderiyorum.”

Sen ona bir şeyler ikram et. Ben de biraz soluklanayım. İçeceği biter bitmez gönderirsin. Ben de bir kahve rica ediyorum.”

Sezgin bey, az önceki hastası ile görüşmesine ait bazı cümlelerin kulağında çınlayan tekrarlarıyla, şaşkın bir halde, ellerini başına koyarak, yanında biri varmış ve onunla dertleşiyormuş gibi mırıldandı:

Bunca yıllık psikoloğum bugünkü kadar ağır vakaların üst üste denk geldiği böyle bir gün yaşadığımı hatırlamıyorum.”

Sezgin bey bu nedenle birazdan görüşeceği—bu günkü son hastası—Pınar hanımın hikayesinde, diğerlerinden daha az dram olmasını umuyordu.

O sırada sekreteri kapıyı çalarak açtı ve kahveyi masaya bırakırken, Pınar hanımın annesi ile geldiğini ve ısrar etmesine rağmen her ikisinin de bir şey içmediğini söyledi. “O zaman daha fazla bekletmeyelim.” dedi Sezgin bey, “Kahvesini belki benimle içmek istiyordur.” diyerek zoraki gülümsedi.

Sezgin bey haklı çıkmıştı. Onun kahve teklifine hayır denmemişti. Kendinden gayet emin bir duruşu vardı Pınar hanımın, fazla sorunu olan biri gibi görünmüyordu. Böyle olması onu biraz olsun rahatlattı.

Pınar hanım, kısa bir giriş sohbetinden sonra sorununun gördüğü kâbuslarla ilgili olduğundan bahsetti. Ufak tefek sıkıntılar dışında gayet mutlu bir hayatı olmasına rağmen her uyuduğunda kendisini mutsuz olduğu farklı bir hayatı yaşarken görüyordu. Sezgin bey, iki hayat arasında bariz farklılıkları öğrenmek istediğini ve bunu detaylandırmasını istedi.

Yıllar önce yani şu an 5 yaşında olan kızım doğmadan önce, bankada henüz gişe yetkilisi olarak çalışıyordum. Bu görevde iki yılım dolmak üzereydi. Performans notlarım çok iyiydi. Sadece gişe işleri ile yetinmiyor pazarlama hedeflerine de katkı sağlıyordum. Birkaç ay sonra yetkililik sınavına girecektim. Yazılıyı ve sonrasında da mülakatı kazanırsam kariyer hedefimde önemli bir mesafeyi kat etmiş olacaktım. İyi bir üniversiteden mezundum. Bu görevi bir yerden başlamış olmak adına kabul etmiştim ve bu serviste fazla kalmamayı, sonrasında pazarlama servislerine geçiş yapıp en fazla 5 yıl sonra şube müdürü olmayı kafaya koymuştum. O zamanki müdürümüz de bir kadındı fakat bekârdı. Kısa süren bir evliliği olduğunu ve bir daha evlenmediğini biliyorduk. Müdürümüzün çok büyük sorumluluklarının olduğunun, adeta hayatını işine adamak zorunda kaldığının farkındaydım. Fakat bunların üstesinden gelebileceğime, evliliğimi de işimi de sağlıklı bir şekilde yürütebileceğime inanıyordum. Bu arada bir yıllık evliydim. Eşim evlenmemizden kısa süre önce bilgisayar mühendisi olarak iyi bir firmada gayet dolgun bir maaşla çalışmaya başlamıştı. Benim kariyer yapmama karşı değildi fakat çocukları çok seviyordu ve en kısa zamanda bir çocuk sahibi olmamızı istiyordu. Buna karşı çıkmamakla birlikte onunla aynı fikirde değildim. Fakat nasipten kaçış yokmuş dedirten bir şey oldu ve tam terfi sınavına hazırlanırken hamile olduğumu öğrendim.”

Sezgin bey bugün dinlediği hayat hikayelerinin hepsini çok ilginç bulmuş olsa bile içinden bir ses Pınar hanımın hikayesinin en ilginç hikaye olacağını söylüyordu. Onu şimdi hem mesleği gereği hem de kişisel bir merak için de dinliyordu.

O zamanki cahilliğimle buna çok üzülmüştüm. Hatta eşime hiç haber vermeden bu çocuktan kurtulmayı bile düşündüm. Çok şükür ki aklımı başıma topladım ve bir cana kıymayı değil diğer seçeneği, yani anne olmayı seçerek eşime müjdeyi verdim. Kızımız 5 yaşında dünya tatlısı bir kız. Zehir gibi bir aklı var. Üniversiteyi okumuş gelmiş sanırsınız. Ben annelik vazifelerimi yeterince yapabilmek için ücretsiz izinler de dahil, kanuni izinlerimin hepsini kullandım. Hep aynı stratejiyi uygulayıp aileme daha çok zaman ayırabilmek için her imkânı değerlendiriyorum. Bu durumda şube müdürü olamadım elbette fakat şube operasyon yönetmenliği görevine kadar yükseldim. Bu görev benim ailemle ve çocuğumla ilgilenebilecek kadar bir alan bıraktığı için memnunum. Sahip olduğum bu güzelliklere, nimetlere şükrediyorum. İnsanın işini iyi yapması elbette çok önemli fakat sadece işten ibaret bir hayat ve hayatımı işime adamak gibi düşünceler bana çok doğru gelmiyor. Ben öncelikle bir anneyim. Eşim ve çocuğum benim için ilk sırada. Onları çok seviyorum.”

Hikayede buraya kadar bir sorun yoktu. Fakat Sezgin bey bu gayet mantıklı düşünen kadının asıl sorununun ne olduğunu ve rüyalarını kâbusa çeviren şeyi iyiden iyiye merak etmeye başlamıştı.

Pınar hanımın birden yüzü düştü. Şimdiye kadar ışıl ışıl parlayan gözlerle anlattığı hikayesinin ikinci ve sorunlu bölümüne geldiğinin işaretiydi bu. O çok düzgün ve akıcı konuşan kadın tekleyerek konuşmaya başladı:

Rüyalarımda.. hep.. aynı şeyi görüyorum. Hamile kaldığımı eşime söylememişim ve…”

Pınar hanım devamını getiremedi. Son kelimesinde sesi ağlamaklı bir hal almıştı. Boğazına bir düğüm atılmış gibi birçok kez yutkundu. Konuşmaya çalıştı. Başaramadı. Birkaç saniye bekledi. Gözlerinden düşen birkaç damlayı gören Sezgin bey ona bir peçete uzattı. Şu ana kadar özgüveni yüksek, ayakları yere sağlam basan güçlü bir kadın portresi çizen Pınar hanım, bir anda uçmakta güçlük çeken, kanadı kırık, yaralı ve ürkek bir kuşa dönmüştü. Onun son cümlesi Sezgin beyin kulağında tekrar çınladı: “Hamileliğini eşine söylememesi” ile başlıyordu kâbusu. Sürekli gördüğü bir rüyaydı bu ve bütün psikolojisini alt üst etmeye yetiyordu. Zar zor da olsa anlattı hepsini.

Rüyasında bambaşka, tam tersi bir hayat yaşıyordu. Yanında ne çocuğu vardı ne de kocası. Hamile kalınca, bu durumu hemen kabullenememiş, ne yapacağı konusunda bir süre kararsız kalmıştı. Fakat birkaç ay sonraki terfi sınavını ve 5 yıllık kariyer planını düşünerek seçimini o yönde kullanmış ve eşine hiç söylemeden bir ay içinde bu çocuktan kurtulmayı başarmıştı. Kanunen eş rızası alınarak yapılması gereken bu işlemi çocukluk arkadaşı olan bir kadın doktor yapmıştı. Fakat ilginç bir tevafuk olmuş, bu doktorun asistanı, Pınar hanımın tanımadığı fakat eşinin tanıdığı biri çıkmıştı. Konuyu çok sonra öğrenen eşi ile aralarında çıkan büyük tartışmalar boşanma ile sonuçlanmıştı. Oysa eşini çok seviyordu. Ondan ayrılmak, psikolojisini de, mesleğindeki başarısını da çok kötü etkilemişti. Çok pişmandı. Hayat anlamını gün be gün yitiriyordu. Eşinin evlilik hazırlığında olduğunu öğrendikten sonra kendisini affetmesine dair bütün umutları tükenmişti. Kâbusun bir yerinde intiharın eşiğine geliyor, hatta kendi canına kıymak üzere iken çığlık çığlığa uyanıyordu.

Sezgin bey, rüyalarını anlatırken adeta gerçekmiş gibi acı çeken ve bunları sık sık verdiği aralarla, bazen nefessiz kalarak, bazen gözyaşı dökerek zar zor anlatan Pınar hanımı sakinleştirdikten ve tavsiyelerini sıraladıktan sonra, haftaya tekrar görüşmek istediğini söyledi. Önümüzdeki bir haftada rüyalarının nasıl bir seyir izlediğini kendisi ile paylaşmasını isteyeceğini belirtti. Mümkünse eşi ile birlikte gelmelerini hatırlattı ve sekreteri ile saati ve günü belirlemelerini söyleyerek yerinden kalktı ve onu kapıya kadar uğurladı.

Bugün onun için, her zamankinden daha yorucu bir gün olmuştu. Derin bir nefes aldı. Gözlerini kapatarak birkaç dakika öylece hareketsiz ve sessiz kalarak dinlendi. Daha sonra yerinden kalkarak odasındaki lavaboda ellerini ve yüzünü yıkadı. O sırada cep telefonu çaldı. Fakat çalan ses farklı bir sesti. Bakınırken sehpada başka bir telefon daha olduğunu gördü. Pınar hanım unutmuş olmalı diye düşündü. “Aşkım” diye kayıt ettiğine göre belli ki arayan kişi de kocasıydı. Gayri ihtiyari açtı. Karşıdaki kişi Pınar hanımın açtığını düşünmüş olmalı ki hemen ve bağırarak konuşmaya başladı. Sezgin bey hiç sesini çıkarmadı. Çıkaramadı. Çünkü duydukları karşısında şaşkına dönmüştü:

Pınar ne oldu gene. Toplantıdayken on sefer aramışsın. Hani artık aramayacağına söz vermiştin. Biz boşandık unuttun mu? Beni yine polise gitmek zorunda bırakma.”