TR EN

Dil Seçin

Ara

Merhumu Nasıl Bilirdiniz? / Hayalin İçinden Öyküler

Merhumu Nasıl Bilirdiniz? / Hayalin İçinden Öyküler

Birazdan cenaze namazını kıldıracak olan hoca:

“Aziz cemaat, kıymetli mümin kardeşlerim,

Hayatın en büyük hakikatini, ölümü bir kere daha hatırlamak, hakikate bir kere daha uyanmak için buradayız. Rabbimiz  Âl-i İmran suresi, 185. ayette “Her canlı ölümü tadacaktır.” buyuruyor. Bugün, bu ilahi hükme boyun eğen bir kardeşimizi yolcu etmek, onun için son vazifemizi yerine getirmek ve kendi nefsimize bir ayna tutmak için bir aradayız. İzzet kardeşimiz de daha dün, bir evlat, bir eş, bir baba, bir kardeş ya da bir arkadaş olarak bizimle aynı dünyayı paylaşıyor, nefes alıyor, hayaller kuruyordu. 

Merhumu nasıl bilirdiniz?”

 

Kadim bir dost:

- Rahmetli sağlığına çok dikkat ederdi. Kalple ilgili bir sorunu da yoktu. İçkiye de sigaraya da karşıydı. Ani bir kalp krizi geçirdiğini ve hastaneye bile gidemeden vefat ettiğini öğrendiğimde bu yüzden çok şaşırdım. Doğal ve dengeli beslenmek konusunda çok bilgiliydi, bize de hep tavsiyelerde bulunurdu. Demek vakit dolunca ecel, sen sağlığına çok dikkat ettin, sen etmedin diye bir ayrım yapmıyor. O zaten vazifen diye düşünüyor demek ki. 40 yıllık dostumdu. Sevilen, sayılan bir adamdı. Cenazesine gelen bu kadar insandan belli. Burada onun için kötü bilirdik diyecek insan çıkacağını sanmıyorum. Herkesle iyi geçinirdi. Kalp kırmamaya özen gösterirdi.

 

Çocukluk arkadaşı:

- Ben de çok şaşkınım. Şimdi şu musalla taşında yatanın İzzet olduğuna inanamıyorum. Bu sabah haberi geldiğinde gayri ihtiyari, “nasıl olur daha dün akşam telefonla konuştuk” dedim kendi kendime, sanki benim dün akşam konuştuğum biri bu sabah ölemezmiş gibi. Şu an hastanede yatmakta olan Rıfat amcayı bugün için ziyaret etmeyi kararlaştırmıştık. Rıfat Amca on yıldır mesane kanseriyle mücadele eden ve ilk zamanlar bir yıldan fazla yaşamaz dedikleri yetmiş yedi yaşında bir yakınımız. İkimizin de ustası sayılır. Rahmetli de ben de ona bir süre çıraklık etmiştik. Çocukluğumuzda mahallemizin bisiklet tamircisiydi Rıfat Amca. Rahmetli küçük yaşta yetim kaldığı için onu babası gibi severdi. Yaşlılığında kendi çocuklarından çok ilgilendi İzzet onunla…

 

Diğer bir arkadaşı:

- Dünya ne garip. Şimdi İzzet yaşamıyor öyle mi? Oysa herkesin öleceği gelirdi aklıma, onun gelmezdi. Hayatı çok seven biriydi rahmetli. Ölümden bahsedilince rahatsız olur, konuyu daha güzel şeylerden bahsedelim diyerek değiştirirdi. Yaşından en az 10 yaş daha genç gösteriyordu. Bunu hayata pozitif bakışına ve bardağın dolu tarafına bakmasına bağlıyorduk. Oğlu ile yan yana gören onları abi kardeş sanırdı. Boylu poslu yakışıklı adamdı İzzet. Gençliğimizden beri arkadaşlar arasında ona artist lakabı ile seslenirdik. Cep telefonumda bile öyle kayıtlıdır. Fakat onun lakabı artist değil ‘cömert’ olmalıymış. Ben şahidim ki çevresinde yardıma muhtaç biri olsa önce o koşardı. Kimsenin bilmediği gizli yardımları olduğuna da inanıyorum.

 

Oğlu (otuzlu yaşlarında):

- Babam hakkında söyleyebileceğim ilk şey onun çok iyi bir baba olduğudur. Ben de bir babayım fakat onun kadar iyi olduğumdan şüpheliyim. Çalışkanlığı ile, dürüstlüğü ile, cömertliği ile bana her zaman çok iyi bir örnek oldu. İnsan sarrafıydı. Kırmadan dökmeden ona ve ailesine zarar verecek potansiyele sahip insanları çevresinden uzaklaştırırdı. Çok iyi bir tüccardı. İleride gelişecek yerleri öngörür ve oradan çok uygun şartlarda aldığı arsalar yıllar sonra çok değerlenirdi. Müteahhit olarak yaptığı konutlarda çok hassas davranırdı. Beni ise hangi mesleğe yatkınsam, ne istiyorsam onu tercih etmekte özgür bıraktı. İnsan sevdiği işi yapmalı derdi. Onun anneme ve kız kardeşlerime olan davranışları ve babaanneme gösterdiği hürmet beni çok etkilemiştir. Benim ve kardeşlerimin evliliklerinde bir zorlaması olmamış, rızamıza özen göstermiştir. 

 

Bir yabancı (Yirmili yaşlarında):

- Bu anlatılanlardan anlaşılıyor ki, rahmetli yakın çevresinde ve ailesi tarafından sayılan, sevilen birisiymiş. Fakat ben bu cenaze törenine onu kötü bilen birisi adına katılıyorum. Almanya’dan annemin vasiyetini yerine getirmek için geldim. Nasıl bir tevafuktur ki, annem de geçen hafta vefat etti. Uzun süredir ağır hastaydı. Zaten ben bildim bileli ömrü hep hastalıklarla geçti. Çok sıkıntılı zamanlar yaşamış. Düşünceli ve naif bir insandı annem. Parayı pulu hiç önemsemedi. Onu şimdiden çok özledim. Hani derler ya altın gibi bir kalbi vardı. Fakat bu kalp sanki hep yaralı kaldı. 

Zorla evlendirmiş dedem. Bu yüzden ne Almanya’yı sevebilmiş ne de evliliğinde mutlu olabilmiş. Ölmeden birkaç dakika önce üzerinde isim ve adres bilgilerinin yer aldığı bir mektubu bana uzatarak İzzet Bey’i bulmamı ve ona bu mektubu vererek hakkını helal etmediğini iletmemi istedi. Aksi takdirde bana da hakkını helal etmeyeceğini söyleyerek “mektubu sakın okuma” diye tembihledi. İlk günlerde çok üzülmüştüm ve rahmetliye çok kızgındım. Gördüğümde ona söyleyeceklerimi defalarca içimden tekrar ettim. Fakat aile büyüklerimizden birkaç kişi ile görüştükten sonra anladım ki, hikayede kırk yıl önce yokluk ve çaresizlik içerisinde kalan, sözünde duramamış, sevdiğine sahip çıkamamış bir genç var. Maalesef bana da onun yaşlılığı ile de olsa tanışmak değil, cenazesine katılmak nasip oldu. 

Bu arada şunu da belirtmeliyim ki, yanımdaki mektubun çok eski olduğu, zarfı sararmış olmasından anlaşılıyor. Mektubu İzzet Bey yazmış. Gönderen kısmında rahmetlinin isim ve adresi var. Alıcı kısmında ise annemin. Adreslerin ikisi de İstanbul’da. Daha önce açılmış ve sonrasında tekrar yapıştırılarak kapatılmış olduğu anlaşılan bu mektubu kanaatimce artık açmanın bir anlamı yok. Fakat annemin vasiyeti gereği bunları anlatmam gerekliydi. Bu nedenle mektubun okunmadan yakılmasından yanayım.

 

Birazdan cenaze namazını kıldıracak olan hoca:

İnsanoğlu eksik yaratılmıştır. Kusurludur. Mükemmel olması mümkün değildir. Eksiklerden kusurlardan münezzeh olan sadece Allah’tır. Niyetler, pişmanlıklar ve tövbeler elbette çok önemli. Bu yüzden bir yorum yapmak doğru olmaz. Fakat kul hakkıyla karşı karşıya olan bir mümin, o hak sahibi affetmezse, mutlaka bedelini ödeyecektir. Ya onun sevabından alınıp hak sahibine verilecek veya sevabı yoksa hak sahibinin günahını yüklenecektir. Bu nedenle hepimizin dünyadaki davranışlarımızı gözden geçirmemizde fayda var.

Mektubun rahmetliden başka kimseye teslim edilmemesi vasiyet edildiği için ben de yakılmasının uygun olacağı kanaatindeyim. Cenazeden sonra ailesi ile birlikte bu işlemi beraber gerçekleştirelim inşaallah. 

Dünyanın süsleri bizi aldatmasın. Geçiciliği unutulmasın. Attığımız adımları düşünerek atalım. Bir yolcu olduğumuz aklımızdan hiç çıkmasın. Üstelik, bir sonraki adımı atıp atamayacağını bilmeyen bir yolcu olduğumuz…