40 Yazı Prof. Dr. Fatih Satıl

Yazar Profili »

Kültürümüzde Ağaç ve Çınar

Nisan 2017, 484 678 Görüntülenme Eklenme Tarih: 22 Mayıs 2019 13:24 Prof. Dr. Fatih Satıl

 

Eski Türklerde daha çok tek ağaçlar ve bunlardan da çam ve benzeri cinsten olanların kutsal sayıldığı görülmektedir. Nitekim araştırmalara göre, bütün Altaylı kavimlerde en çok çam ve kayın ağacı kutsal kabul edilmekte ve bunlardan sonra da çınar ve servi ağacı gelmektedir. Buryatlar, Yakutlar, Çeremisler, Başkurtlar, Kazaklar ve Kırgızlar, arazide tek duran ulu ve yaşlı çam, kayın, servi ve çınar ağaçlarına nezirler adamakta, kurbanlar sunmakta ve birtakım törenlerle onlardan dilekte bulunmaktaydılar.

Türklerde çınar ağacı kutsal “ulu ağaç” sayılır. Evin ağacı olarak kabul edilir ve yaygın olarak kullanılır. Çınar ağacı ile ilgili birçok inanış vardır. Örneğin; ağaçların yaprakları geç dökülürse, kış geç gelir. Çınar ağacı yapraklarını erken dökerse kış sert geçecektir. Çınar, doğumun da sembolüdür. Çocukların uzun ömürlü ve nesillerinin kıyamete kadar devam etmesi için aileler yeni doğan çocukları adına çınar dikerler.

Özellikle çınar ağaçlarının Türk toplumu ve Osmanlı Devleti için ayrı bir değeri vardır. Çınar ihtişamlı ve uzun ömürlü bir ağaçtır. Bu haliyle geçmişle gelecek arasında bir bağ kurduğuna inanılır.

Osmanlı devletinin temellerini atan Osman Gazi’nin Şeyh Edebali’nin evinde gördüğü rüyadaki çınar ağacının özel bir anlamı vardır:

Osman Bey bir gün Şeyh Edebali’nin evinde misafir olmuştu. Gece, vakit hayli ilerleyince istirahat etmek üzere odasına çekilmişti. Fakat yatmak üzereyken rafta gözüne ilişen Kur’an-ı Kerîm’e saygısından dolayı yatamadı. Uyuyamadı. Kur’an’ı alıp okumaya başladı. O gece sabaha kadar Kur’an okudu. Vakit sabah ezanına yaklaşmışken, yorgunluk ve uyku da bir hayli bastırmışken, Kur’an elinde, yaslandığı yerde, tatlı bir uykuya daldı Osman Bey. Uyurken bir rüya gördü. Rüyasında kendisi Şeyh Edebali’nin yanında yatıyordu. Edebali’nin göğsünden bir hilal doğdu. Hilal biraz yükseldikten sonra büyüdü, büyüdü ve dolunay haline gelince kendisinin göğsüne girdi. Daha sonra göğsünden bir ağaç bitip büyümeye, yükselmeye başladı. Bir çınar ağacıydı bu. Büyüdükçe yeşerdi, güzelleşti. Dallarının gölgesiyle bütün dünyayı kapladı, dünyanın her tarafından insanlar grup grup gelip bu çınarın gölgesine giriyorlardı, çok mutlu ve neşeliydiler. Ulu çınarın gölgesinde dağlar, dağların dibinde pınarlar gördü. Ağacın yanında ise dört sıra dağlar gördü ki bunlar Kafkas, Atlas, Toros ve Balkanlardı. Ağacın köklerinden Dicle, Fırat, Nil ve Tuna çıkıyordu. Bu nehirde koca koca gemiler yüzüyordu. Tarlalar ekin doluydu. Ağaçlar meyve dolu. Dağların tepeleri ormanlarla örtülüydü. Ruy-i Zemin yemyeşil, asuman masmaviydi. Vadilerde şehirler vardı. Şehirlerde camiler arz-ı didar ediyordu. Bunların hepsinin altın kubbelerinde birer hilal parlıyor, minarelerinde müezzinler ezan okuyorlardı. Ezan sesleri ağaç dallarındaki kuşların cıvıltısına karışıyordu. Bir ara ulu çınarın yaprakları kılıç gibi uzamaya başladı. Derken bir rüzgâr çıkıp bu yaprakları İstanbul’a doğru çevirdi. Şehir iki denizin ve iki karanın birleştiği yerde iki masmavi firuze ile iki yemyeşil zümrüt arasına oturtulmuş pırıl pırıl bir elmas gibiydi. Sanki bütün dünyayı kuşatan geniş bir ülke gibi halkalanan bir yüzüğün kıymetli taşını andırıyordu İstanbul. Ve nihayet Osman Gazi Han bu yüzüğü parmağına takıyorken uyandı.

Osman Gazi, rüyasını Şeyh Edebali’ye anlattı. Edebâli Hazretleri kısa bir tefekkürün ardından “Ey oğul. Sana müjdeler olsun!” dedi, “Göğsümden çıkan nur kızımdır (Bâlâ Hatun). Seni kuşatması evleneceğinize işarettir... Ağaca gelince; sen büyük bir devlet kuracaksın. Evlatların adaletle hükmedecekler. Allahü Teâlâ seni ve neslini insanların İslâm’la şereflenmesine vesile edecek... şeklinde rüyayı tabir eder.

Bu rüyadan dolayı mıdır bilinmez ama, uzun ömrü ve ihtişamlı görünüşü ile medeniyetimizin vazgeçilmez unsurlarından biridir çınar ağaçları. Özellikle Osmanlılar zamanında belli başlı şehirlerin meydanlarında, cami avlularında en çok rastlanan bir ağaçtır. Başta İstanbul ve Bursa olmak üzere Türkiye’nin birçok yerlerinde ulu çınar ağaçlarını hâlâ dimdik ayakta görmek mümkündür.

 

 


Nisan 2017, 484 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bitkiler Strese Girer mi?

İnsanların sıkıntıda olduğunda strese girmeleri gibi, bitkiler de strese girerler mi?

Devamı »

Yeşil Terapi / Ağaçlara Sarılmak Pozitif Enerji Veriyor!

Yaşam şartlarının ağırlaşması, geçim derdi ve trafik karmaşası gibi problemler insanları ciddi streslere sokuyor. Bu nedenle, ruh ve sinir hastalıkları, psikolojik çöküntü ve depresyonlar çağın hastalığı halini almış durumda. Uzmanlar insanları bunalımdan çıkaracak birçok yöntem öneriyor. Bunlardan biri de ağaçlara sarılmak...

Devamı »

Bitkiler Aralarında Nasıl Haberleşir?

Bitkiler yeryüzünün en sessiz varlıkları olarak bilinir. Oysa bitkilerin de kendilerine özel bir haberleşme sistemi ile iletişim kurdukları da bir gerçektir.

Devamı »

Konuşan Ağaçlar / Mezarlıklara Neden Selvi Dikilir?

İnsanlığın her döneminde birçok sembolik öğeler kullanılmıştır. İşte bunlardan biri olan selvi ağacı, bizim kültürümüzde bolluk ve bereketi simgeler ve hayat ağacı olarak nitelendirilir. Ağaç köklerinin toprağın altından gelmesi ile doğumu, gövdesinin yeryüzünde olması ile yaşamı, ağacın her dem yeşil kalması ise ölümsüzlüğü, yapraklarının göğe uzanması ile de cennete ulaşma arzusunu simgeler.

Devamı »