67 Yazı Doç. Dr. Rasim Soylu
Doç. Dr. Rasim Soylu

Yazar Profili »

Sanatın Sonu

Mart 2020, 519 103 Görüntülenme Eklenme Tarih: 21 Şubat 2020 16:23 Doç. Dr. Rasim Soylu

 

Sanat, estetik haz ve kaygı olarak tanımlanır. İlk insanlardan itibaren sanatın temelleri güzellik, estetik ve mükemmellik gibi kavramlar üzerine bina edilir. İnsanın iç dünyası, ruhunun güzelliği, inançları ve ilhamları sanat eserlerine yansır.

Sanat eskiden beri din ve inançla ilişkilidir. Bütün dinlere bilhassa ilahi dinlere göre yaratıcı gördüğümüz bu evreni ve göremediğimiz âlemleri güzellik ve mükemmellik üzerine bina etmiştir. İnsanlar yaratıcıyı aramak, bulmak, tanımak, ona sevgi ve şükranlarını iletmek için bu dünyaya gönderilirler. Sanat, yaratıcımızı tanımak için önemli bir araçtır.

Eskiler; “eserden müessiri (eseri yaratanı) tanımak, müessirden eseri tanımaktan daha kolaydır” derler. Yani Mona Liza tablosuna bakılarak Da Vinci’nin ne kadar büyük bir ressam olduğu kolayca anlaşılabilir. Ancak biz ak sakallı, yaşlı Da Vinci’yi görseydik ve tanışsaydık ona yaşlı bir adam diye saygı duyardık. Ancak onun ne kadar büyük bir sanatkâr olduğunu hiçbir eserini görmeden anlayamazdık.

Tarih içinde bütün dönemlerde dini mabetler pek çok sanatın gelişiminde önemli bir rol oynarlar. Hem mekânların güzelleştirilmesi hem de mabede gelen insanlara kutsal kitaplardaki hakikatlerin güzel anlatılması için sanat her zaman dinin emrinde ve hizmetinde olmuştur. Resim, heykel, edebiyat, şiir, hitabet ve müzik gibi pek çok sanat dalı için dini mekânlar adeta birer okul olmuştur. Her ne kadar dünyevileşmek ve putperestlikten kaçınmak gibi kaygılar bazı sanat dallarına sınırlama getirse de sanat tarihinde bu hakikat değişmemiştir.

19. yüzyıl sonunda başlayan ve 20. yüzyılda zirveye ulaşan modern sanat ile birlikte estetik ve sanat; hem teorik hem de pratik olarak bu amaçtan ve çizgiden ayrılmaya başlar. Materyalizm, Pozitivizm, Marksizm, Darvinizm, Nihilizm gibi felsefi akımların da etkisi ile klasik sanat rafa kaldırılmış ve modern sanat yeni arayışların ve öncü akımların deneme tahtası olmuştur. Gelişimi yüzyıllar süren idealist ve realist akımlar, kısa ömürlü bir sürü sanat ve estetik anlayışa yerini terk etmiştir.

Ancak her şeye rağmen sanat hala manevi özellikler taşımaya devam etmektedir. Çünkü insan ruhunun gıdası manevi ve mistik hakikatlerdir. Kandisky, soyut resim anlayışına rağmen “Sanatta Manevilik Üzerine” kitabını kaleme alır. Chirico, sürrealist eğilimine rağmen Metafizik akımını da temsil eder.

20. yüzyılın ikinci yarısından sonuna doğru Avangard adı verilen birçok sanat akımı ile sanatçılar sanat adına akla gelebilecek her türlü arayışları, yeniliği ve saçmalığı denerler. Sanat gittikçe amacından ve estetik söylemden uzaklaşmaktadır. Hatta yüzyılın sonunda sanatın öldüğü ve sanatın sonunun geldiği tartışmaları başlamıştır.

Popüler kültür elemanlarını eserlerine taşıyan Andy Warhol ve günlük sıradan eşyaların, sanatçının elinde bir imzası ile sanat eserine dönüşeceğini iddia eden Duchamp gibi sanatçılar, sanatın artık estetik haz ve kaygı içermesine gerek kalmadığını savunmaya başlarlar. Hatta Duchamp’ın üzerine imza attığı bir pisuvar modern sanatlar müzesinde yerini alır.

2001 yılında Londra’da bir sanat galerisinde, Damien Hirst adlı sanatçı, içi izmarit dolu bir kül tablasını Enstelasyon olarak adlandırılan bir çevre düzenlemesine yerleştirir. Akşam olup herkes sergiyi terk ettiğinde galerinin temizlikçisi kül tablasını çöpe atar. Bir anda gündeme gelen tartışmalarla bu iyi bir reklam fırsatına dönüşür. Geçenlerde duvara bantla yapıştırılan muz çalışması da aslında bunun bir farklı versiyonundan öteye gitmez. Sanat ölmüş müdür?

Damien Hirst, Enstelasyon, 2001.

 

- Marcel Duchamp, Çeşme, (1917) Tate Modern sanat Müzesi Londra.

“Sanatın Sonu” adlı kitabıyla Donald Kuspit 20. ve 21. yüzyıl insanının sanat ve estetik adına çektikleri acının kaynağının ruhunun derinliklerinde yatan maddecilik ve Nihilizme (hiççilik) bağlar. Modern insan ruhen bunalımdadır. Her şeyi çok hızlı tüketmekte ancak hiçbir şeyle tatmin olmamaktadır. Alternatif arayışlar Postmodertnizm adı altında devam etmektedir. Ancak bunalım da devam etmektedir. Çünkü insan makinasının çalışma talimatına dikkat edilmemektedir. Makinayı yaratan çalışma kurallarını da koymuştur. Bütün deneme ve yanılma yöntemleri arızayı büyütmekten başka bir sonuç vermemektedir.

 

 

Donald Kuspit 20. yüzyıla kadar olan sanatı din ve inançla ilişkilendirir. Sanatçılar yaratıcıyı arayan, Onu yarattığı güzelliklerle tanıyan ve diğer insanlara tanıtan elçilerdir. Sanatçı Sani’in yaratıcılık kıvılcımına sahiptir. Yani esmasına mazhardır. Sanat eserleri ise insanlara hitap eden en güzel vaazlardır. Hatta ona göre peygamberler de tam olarak bunu yapmışlardır. Sanatçıların boyayarak ve taş yontarak yaptığı harika eserleri peygamberler canlı bedenler üzerinde manevi işçilikle yapmışlardır. Sanat zaman içinde zamansızlık ve sonsuzluk kavramının aynası olmuştur.

Ayrıca Sanatın Sonu eserinde; “Sebep gayet adi ve aciz ona isnad edilen müsebbep (sonuç) gayet sanatlı ve kıymetli” veciz ifadesinin bir benzeri “Sanatın manevi olduğu, sanatta sonucun gücü ve niteliği, sebebiyle kıyaslanamayacak kadar büyüktür” sözüyle ortaya koyulur. Yani bu kadar olağanüstü güzellikler basit maddi sebeplerle açıklanamaz. Yani güzellik boyada ve malzemede değildir.

Ancak artık bunu düşünebilen sanatçı ve bunu dışa vuran sanat eseri kalmamıştır. Para inancın; şöhret, hizmetin yerini çoktan ele geçirmiştir. Kapitalizm ile, ilk madde olan ruh ve mana nihai madde olan para ve menfaate dönüşmüştür. Yaşadığı Komünist döneme rağmen Kandisky maneviyatı materyalizme karşı son kale olarak görmüştür. İnsan ruhunun ve insani değerlerin sırlı temelleri kişisellikten ve gizemden uzak para ve madde denizinde boğulmuştur. Kuspit’in ifadesiyle İlahi sanatı yüceltme görevini yitiren sanat, artık para ve madde hırsıyla Altın Buzağı’ya dönüşmüştür.

 

 


Mart 2020, 519 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Tek Başına Bir Okul Hattat Hamid

Hat sanatının Kuran’ı en güzel bir şekilde yazma kaygısıyla geliştiği söylenebilir. Ancak hat sanatının Araplarda değil de Türkler içerisinde mükemmel bir hale gelmesi Türklerin İslam sanatına ve ilimlerine verdikleri önem ve değerden de kaynaklanmaktadır. “Kur’an, Mekke’de indi; Mısır’da okundu; İstanbul’da yazıldı” vecizesi meşhur olmuştur. Gerçekten de dünyanın en büyük hattatları İstanbul’da yaşamıştır. Hat sanatının tarihinde pek çok büyük hattat bu topraklarda yetişmiştir.

Devamı »

Sanat-ı Hayaliye

İnsan bu dünyayı görmek, işitmek, koklamak, tatmak ve dokunmak gibi zahiri beş duyusuyla algılar ve tanımlar. Ancak insan, gördüklerini yorumlamak için akıl ve düşündüklerini tasavvur etmek için hayal gibi bâtıni duyu ve hislerle de donatılmıştır.

Devamı »

En Pahalı Muz

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Miami şehrinde düzenlenen Art Basel Sanat Festivali kapsamında sergilenen ve sadece “duvara bantlanmış bir muzdan” oluşan ve “Komedi” adını alan sanat eseri 120 bin dolara satıldı.

Devamı »

Sanatın Sonu

Sanat, estetik haz ve kaygı olarak tanımlanır. İlk insanlardan itibaren sanatın temelleri güzellik, estetik ve mükemmellik gibi kavramlar üzerine bina edilir. İnsanın iç dünyası, ruhunun güzelliği, inançları ve ilhamları sanat eserlerine yansır.

Devamı »