35 Yazı Prof. Dr. Osman Çakmak

Yazar Profili »

Eğitime Kimlik Kazandırma Ve Bilimlerin Dünyevileşme Problemi 2

Eylül 2014, 453 120 Görüntülenme Eklenme Tarih: 14 Nisan 2020 18:12 Prof. Dr. Osman Çakmak

 

İnsanın dünyevileşmesi ve ahlaki zaaflardan kurtulmasının bir yolu tabiat kitabının doğru okunmasından geçiyor. İnsan çevresinde cereyan eden olayları; muhteşem düzeni ve harika tasarımları derinliğine farkettikçe hayret duyguları içinde kalır; öğrenmeye karşı açlığı ve merakı daha da artar. Doğadaki hassas mekanizmaları ve düzeni ileri düzeyde fark eden insanda takdir ve saygı duyguları, insani meziyetler gelişecektir. Düzen ve terbiye, sanat ve tasarım, temizlik ve israfsızlık-iktisat, faaliyet ve yardımlaşma, şefkat ve merhamet, iktisat ve adalet.. kainat kitabında yansıyan hakikatlerdir…

Kainat kitabının okuru haline gelmek insana sanat gözlüğü takmakta ve sanatı takdir eden konuma çıkarmaktadır. Estetik duyguları geliştirmekte ve insan güzel ahlakı öğrenmektedir. İyi insan olmanın yolları böylece açılmaktadır.

Kainat kitabının doğru okunması, ekolojik dengenin korunması-çevrecilik, canlılara değer verme ve onları koruma şuurunun gelişmesini de teşvik edecektir. Tabiatın, içindekilerle birlikte bize emanet edilmiş olduğu gerçeği daha iyi fark edildiğinde; insanın tabiatla ve evrenle kucaklaşması sağlanacaktır.

Okullarımızda fen dersleri sınav odaklı olması ve hikmet ve hakikat ekseninden uzaklaşması, mekanik bilgiyi yüklemesi ile öğrenciler hem “bilimsel bilgi” ile buluşamamakta; hem de tabiat kitabındaki, güzel ahlâkın esası olan hakikatlerle tanışamamaktadır.

Çoğu okullarımızın eğriliklerin mekanı olmasını şimdi daha iyi anlıyoruz değil mi? Okulları ve eğitimi kurtarmak istiyorsak, yapılması gereken bir şey var: Ders kitaplarını ateist yorumlardan ve materyalist işgalden kurtarmak ve manay-ı harfî (esere sanatkârı adına bakma) perspektifini kazandırmaktır.

 

Bediüzzaman'ın çözümü

Bir yazıya baktığımızda dikkatimizi harflere ve kağıda değil, harflerin birleşmesinden ortaya çıkan manalara yöneltiriz. Önemli olan ayna değil, aynada yansıyandır.

Kalın bir perde yahut puslu veya renkli bir cam parçası, altındaki şeylerin görünmesine engel olur. Aynı şekilde, varlıklara mana-yı ismiyle bakmak, yani sadece eserin özelliklerini ve faydalarını inceleyerek, bunların o esere nasıl ve kim tarafından takıldığını hiç düşünmeden bakmak, eserin hakikatinin ve eserdeki hikmetlerin görülmesine engel olur.

Bediüzzaman, sebeplere bakıldığı zaman, “Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir” der. Bu hikmet dünyasında Cenâb-ı Hak bir takım varlıkları bazı sebeplerle yaratmaktadır. Bunun en açık örneği insanın yaratılışına anne ve babasını sebep kılmış olmasıdır. Adem babamızın topraktan yaratılması, kavun ve karpuzun ağaç olmaksızın ince bir saptan çıkarılması gösteriyor ki, anne baba gibi ağaçlar da sadece birer sebeptirler.

“Evet her şeyin iki ciheti vardır. Bir ciheti Hakk’a bakar. Diğer ciheti de halka bakar. Halka bakan cihet, Hakk’a bakan cihete tenteneli bir perde veya şeffaf bir cam parçası gibi, altında Hakk’a bakan cihet-i isnadı gösterecek bir perde gibi olmalıdır.”

Üstad Bediüzzaman, mana-yı harfinin “Hakka bakan cihet”, mana-yı isminin ise “halka bakan cihet” olduğunu nazara verir. Hakk’a bakan cihet, bir şeyde tecelli eden İlâhî isim ve sıfatlar, o şeyin yaratılış hikmetleri, onda kendini gösteren rahmet ve inayet, o eseri Cenâb-ı Hakk’ın bizzat müşahede etmesi, meleklerine göstermesi, bütün ruhaniyata seyrettirmesi gibi gayelerdir. Halka, yani mahlukata bakan ciheti ise o şeyin başka varlıklara sağladığı faydalardır.

Meselâ, güneşin Hakk’a bakan ciheti olarak, Allah’ın Nur ismine ayna olması, yaratıcısının kudret ve azametini göstermesi gibi görevleri sayarsak; halka bakan ciheti olarak da, yeryüzündeki bütün canlılara yaptığı çok hayatî hizmetleri söyleyebiliriz. Aslında bu hizmetler, Allah’ın rahmet ve inayetini göstermeleri yönüyle de Hakk’a bakmaktadırlar.

Varlıkların halka bakan faydaları ve hikmetleri düşünülürken, bunları şuursuz, ilimsiz, cansız, merhametsiz sebeplerin yapamayacağı dikkate alınırsa, böyle bir bakış “tenteneli bir perde yahut şeffaf bir cam parçası” gibi olur ve biraz dikkat edildiğinde altında Hakk’a bakan ciheti gösterir.

 

 


Eylül 2014, 453 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Uzay Boşluğu mu, Esir Denizi mi?

Esir konusu değişik adları ile felsefe tarihinde yer aldı. Heyula, adı konulmamış esir maddesi arayışı olarak yorumlanabilir. Bir kısım felsefeciler Allah’ın bazı sıfatları ve yetkinliğini ‘heyulâya’ vermiş ve maddeye ezeliyet nispet etmişlerdi. Bu anlayışla, günümüzdeki atom ve maddeye ezeliyet veren fikir ve tabiatperestlik anlayışı arasında benzerlik kurulabilir.

Devamı »

Prof. Dr. Osman Çakmak ile Kuantum Dolanıklık Üzerine Bir Röportaj / Dolanık Elektronlar Neyi Gösteriyor?

Bugünlerde Bilim Dünyası yeni bir keşfin heyecanını yaşıyor. İki parçacığın uzakta olsalar bile zaman ve mekân sınırlamalarına bağlı olmaksızın birbiri ile bağlı olduğu ilk kez fotoğraflandı. Dolanıklığın keşfi ne anlama geliyor ve gelecekte hangi bilinmezleri anlamamıza vesile olabilir? Aslınur Bahar sordu, Osman Çakmak Hocamız cevapladı.

Devamı »

Her Şey Nefes Alabilmemiz İçin

Atmosfer basıncının şu anki değerinden bir kat daha yüksek olması durumunda ise, atmosferin su buharı nispeti öylesine azalacaktı ki, Dünya üzerindeki karaların tamamına yakını çölleşecekti...

Devamı »

Güneş Dünyaya Yaklaşacak! II

Önceki yazımızda Güneşin “doğuşunu” ele almıştık. Şimdi de her fani gibi “Sonu nasıl olacak?” sorusuna cevap arayacağız. Akla ilk gelen soru şu: Güneş stoktaki mevcut hidrojeni yakarak ışıldadığına göre stok bitince ne olacak?

Devamı »