TR EN

Dil Seçin

Ara

İnsan Bir Kelimedir

Kelimeler, mânâların bedenleridir.

 

“İmam-ı mübîn, bir nevi ilim ve emr-i ilâhinin bir ünvanıdır. Âlem-i şehadetten ziyade âlem-i gayba bakıyor. Kitab-ı mübîn ise âlem-i gaybdan ziyade âlem-i şehadete bakar. İlim ve emirden ziyade kudret ve irade-i ilâhiyenin bir ünvanı, bir defteri, bir kitabıdır.”

(Bediüzzaman, Mektubat, 10. Mektup)

***

Kelimeler, mânâların bedenleridir, binekleridir. Mânâlar, o bedenlerde yaşar. İlim ve bilgi kelimelerle insandan insana ulaşır. Bu bakımdan kelimelerin korunması önemlidir. Kelimeleri koruyan en iyi vasıtalar kitaplar; kitaplar içinde de sözlükler, lügatlerdir. 10-15 bin kelimelik bir sözlük, bir veya birkaç dil bilgininin gayretleriyle 4-5 yılda ancak hazırlanır. Buna rağmen unutulan veya mükerrer yazılan kelimeler olabilir. Bazen de gelişen hayat şartlarına ve ihtiyaçlara göre sonradan yeni kelimeler ortaya çıkar, zira lisan canlı bir organizma gibidir. Vücudun eskiyen ve ölen hücreleri dışarı atması gibi lisan da eskiyen ve kullanılmayan kelimeleri atar. Bu yüzden 4-5 yılda bir sözlüklerin yeni baskıları yapılır. Bir sözlükte eksik kalmış olan birkaç kelime hoşgörü ile karşılanabilir, çünkü ileride telafi edilecektir. Fakat aynı kelimenin mükerrer olarak yazılması hoş karşılanmaz. Mesela, ‘şems’ kelimesi beş kere, ‘kamer’ on kere yazılmışsa, “canım, on bin kelimenin arasında bunlar kimin dikkatini çekecek” zihniyetiyle kitap şişirilmişse, elbette böyle bir sözlüğe kimse itibar etmez.

***

Yaklaşık olarak her gün dünyamıza 300 bin, ayda 9 milyon, senede ise 100 milyon yeni insan gelmektedir. Yani bunlar “imam-ı mübîn” denilen Cenâb-ı Hakk’ın ilminden çıkıp, “kitab-ı mübîn” denilen bu görünen âlemde yaratılmaktadırlar. Bu arada hem yeni gelenlere yer açılması, hem de imtihan sürelerini doldurdukları için günde ortalama 130 bin insan da vefat etmekte, yani bu görünen âlemden yeniden “imam-ı mübîne” geçmektedirler. Tıpkı bir öğretmenin tahtaya yazdığı bir kelimeyi silip, yeri gelince yeniden yazması gibi bunlar da zamanı gelince yeniden görünen başka bir âlemde yaratılıp yazılacaklardır. Bediüzzaman Hazretlerinin dediği gibi, “Sen bazı vecihlerden fenaya gittiğin zaman, Hâlık-ı Rahman-ı Rahîm’in ilminde, meşhudunda, malûmunda baki kalmaklığın senin bekan için kâfidir.” (Mesnevî-i Nuriye)

Zaten her şeyin ikinci yapılışı, her kitabın ikinci baskısı ilkinden daha kolay değil midir? Yeni gelen ve “kitab-ı mübîn”de yazılan insan denilen kelimelerin ise asli harfleri  ve unsurları olan C (karbon), O (oksijen), H (hidrojen), N (azot) , H2O ve bunlardan oluşan 22 amino asit, hepsinde aynı; el, ayak, kafa, göz, kulak gibi esas organlar----vahidiyet tecellisi ile----hepsinde ortak olmalarına karşılık, istisnasız tamamı orijinal, hepsi tamamen yeni kelimelerdir.

Öyle ki ilk insandan, son insana kadar arada kalan her bir insan arasında----ehadiyet tecellisi ile----başta siması olmak üzere parmak uçları, avuç içi çizgileri, sesleri, yürüyüşleri, gülüşleri, göz renkleriyle her insan özel, her insan tek ve yektadır. Yani devletten önce Fâtır-ı Hâkîm bize bir kimlik vermiş ve bu kimlikle hukukumuzu korumuştur.

Eğer bu fıtrî kimliğimiz olmasaydı, haklar ve sorumluluklar karışırdı. Mesela maddî ve manevî kazançlarımıza başkaları sahip çıkabilirdi; işlediği bir suçu da benzerimiz olan birisi bizim üzerimize atabilirdi. Düşünün, bir mahallede veya bir şehirde birbirinin benzeri 10-15 kişi veya daha fazlası olsaydı, nelerle karşılaşırdık?.. Bir akşam eve döndüğümüzde içerde aynımız olan bir adam görsek, çoluk çocuk “babamız geldi” diye kapıyı açıp, adamı içeri almışlar… Bunun gibi pekçok olumsuz ve düşünmesi bile dayanılmaz kötü olan durumlar. Böyle bir hayatta derdimizi kime, nasıl anlatabilirdik?

***

Takdis ederiz o Zâtı ki, kitab-ı mübîn denilen bu âlemde her birimizi özel, tek ve biricik olarak yaratıp, maddî ve mânevî hukukumuzu (haklarımızı) böylece korumuş ve biz insanları kendisine muhatab ve dost kılmıştır.