TR EN

Dil Seçin

Ara

Adamın Dönüşü

Günlerden pazar, mevsimlerden sonbahardı. Adamın gönlü daraldı. Telaşla attı kendini sokağa.

 

GÜNLERDEN pazar, mevsimlerden sonbahardı. Adamın gönlü daraldı. Telaşla attı kendini sokağa. Yolu nereye gidecek, nerede bitecek bilmiyordu. Bilmeden yürüdü, yürüdü. Bir saat kulesinin önünde bitti bilinçsiz yürüyüşü.

Saate bakakaldı adam. Dalıp gitti. Saat yuvarlaktı. Tıpkı üzerinde seyelan ettiği dünya gibi. Akrep ve yelkovan da sanki dünyanın güneş etrafındaki dönüşü gibi saatin içinde dönüp durmaktaydı. Dünya güneşin, güneş samanyolunun etrafında.

Sordu adam: “Ben neyin etrafında dönmekteyim?”

Yelkovana takıldı gözü. Acelesi olan, sanki dönmezse dünyanın dönüşüne ayak uyduramamaktan korkan, zamanı kaybedeceğini bilen bir derviş misali. Cazibeyle dönmekteydi dairenin içinde. Her dönüşünde bir saat geçmekteydi ömründen, sermayesinden. Ve fakat vazgeçemiyordu dönmekten sermayesinin eridiğini bile bile. Buna mecburdu.

Akrep ise daha temkinli görünüyordu. Saat kadranındaki dönüşünü günde iki kez yapabiliyordu. Onun iki dönüşüyle bir gün tamam oluyordu. Ömründen bir gün gidiyordu. Durmuyordu.

“Tıpkı hayat gibi” dedi adam. Kendine çevirdi gözlerini. Kendisi de hayat dairesinde dönüp durmakta değil miydi? Zaman zaman aceleci adımlarla, yelkovan gibi, kimi zaman da akrep gibi temkinli. Ne yapsın ki insan aceleciydi, adımları hızlı ve acemiceydi. Günleri, saatleri, anları bir bir gidiyordu. Sanki bir an vardı yetişeceği; hayatı oraya doğru akıyordu. Geriye dönüş ise mümkün değildi, hızla tükeniyordu zaman.

Daha dün çocuk değil miydi, mahallede umarsız koşuşturan?

Dün değil miydi, güzel bir okulu bitirip mükemmel bir iş bulan?

Dün değil miydi çok paralar kazanıp güzel evlerde oturan?

Ne olmuştu da şimdi birden zamanın farkına varmıştı?

ADAM, iki hafta önce hiç sebep gösterilmeden işine son verilişini hatırladı. Daha düne kadar işyerinde vazgeçilmez biri iken, bu prestiji sona ermişti.

Ağır geldi ona vazgeçilir olmak.

Günlerce evden dışarı çıkmadı.

İş başvurusu da yapmamıştı hiçbir yere. Belki yanlışlık olmuştu da, yeniden çağıracaklarmış gibi bekliyordu. Beklediği haber gelmiyordu.

Çok bunalmıştı. Üstelik evinin önündeki ağaçlar sararmıştı.

Kendine baktı. Yüzünde daha önce fark etmediği ince çizgiler gördü. Saçlarına ak teller düşmüştü, o fark etmeden. Gençliğinin bitmeye başladığının işaretiydi bunlar.

Nasıl da bunalmıştı. Gitmeyecek sandığı gençlik, bohçasını toplamaya başlamıştı işte. Bohça toplanıp bağlandığında ise, adam fark etmeyecekti bile gençlik denen misafirinin evinden çoktan gittiğini...

HÜZÜNLENDİ adam.

Ne olacaktı sonu?

Sonsuzluk mu?

Sonsuz mutluluk mu?

Sonsuz bir bedbahtlık mı?

Hiçlik mi?

Karanlık mı?

Ne olacaktı şimdi?

Zaman ve ömür nazlı bir çiçek gibi solmaktaydı.

“Sermayesi tükenen adama bir yardım yok mu?” dedi içinden feryat ederek. Daha önce bu feryadı bir hikayenin içinde duymuş, ama üzerine almamıştı. Hatırlamıyordu hangi büyük zattı, sokakta buz satan bir adamın “Sermayesi erimekte olan bu adama yardım edin!” dediğini duyunca bayılmıştı. Ayıldığında talebeleri bu halin hikmetini sorunca, “Buz satıcısı sermayesi erirken yardım istediği halde, ben ömür sermayem eriyip duruyorken ve Rabbim beni kârlı bir ticarete davet ederken, icabet etmekte gecikmekteyim. Bu ağır yükle bayıldım.” demişti.

“Sermayem erirken nasıl kârlı bir ticarete dönüştüreceğim onu,” dedi adam. Davete icabet etmek şöyle dursun, çok genç olduğunu düşünüp ertelemişti, yanaşmamıştı.

Şimdi icabet vakti miydi? İcabet etse, hâlâ davetli miydi?

Alnı çatlıyordu düşünmekten. “Medet yâ Rabbi!” dedi can havliyle.

Gözlerinden yağmur gibi yaşlar boşanıyordu.

Birden aklına yağmurla ilgili bir ayet meali geliverdi: “Gökten bereketli bir su indirdik ve kullarımız için rızık olsun diye onunla bağları, taneli ekinleri, salkımları üst üste binmiş yüksek hurma ağaçlarını bitirdik. O suyla ölü bir beldeye can verdik. İşte kabrinizden çıkışınız da böyle olacaktır.” (Kâf, 9-11)

Acaba, kuruyan toprağın yağmurla hayat bulması, bereketlenmesi gibi kendi kurumuş dünyası, çorak hayatı da rahmete kavuşup yeşerir miydi?

Yeniden hayatı, hayat bulur muydu?

Bütün bu sorularla göz yaşları da arttı, şükrü de.

“Şükürler olsun Rabbim, beni Sana geri döndürdün.” dedi.

Yüzünü Rabbine döndü, israf ettiği ömrü için af dileyip kalan vaktinin bereketlenmesine dua etti.