TR EN

Dil Seçin

Ara

Hayvancılıkla Geçinen Karıncalar

Hayvancılıkla Geçinen Karıncalar

Toplumsal sınıflar halinde yaşayan, ortaklaşa çalışan ve aralarında kesin bir iş bölümü bulunan tek canlı türü sadece insan değildir...

Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki:

“Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin,

Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin.”

(Neml Suresi, 18)

 

Toplumsal sınıflar halinde yaşayan, ortaklaşa çalışan ve aralarında kesin bir iş bölümü bulunan tek canlı türü sadece insan değildir. Karıncalar âlemi de; kraliçe, erkek karıncalar, asker karıncalar ve işci karıncalar olmak üzere farklı sınıflar halinde yaratılmıştır. Tüm bu gruplar arasında mükemmel bir iş birliği göze çarpmaktadır. Karıncalar kendilerine ait görevlerini büyük bir disiplin altında yaparlar. Ne enteresandır ki, bu iş bölümünü ve disiplini sağlayan ortada bir komuta kademesi yoktur! Yani aklı ve şuuru olmayan karıncalar, kumandanı ve komuta kademesi olmayan çok disiplinli bir ordudur!..

Karıncalarda, ne insanların sahip olduğu akıl, ne tercih etme seçeneği ne de deneme yanılma yöntemi vardır; ne de bir beyinleri! O halde sormak gerekir; karıncalarda bu disiplini kim sağlıyor ve karıncalar arasında bu görev dağılımları nasıl yapılıyor?

Hayvancılıkla geçinen karıncalar

Birçok karınca türü, yaprak bitlerinin yüksek oranda şekerli madde içeren ve “bal” denen sindirim artıklarıyla beslenir. Karıncalarla yaprak bitleri arasındaki bu ilişki, bütün böcek dünyasındaki en ilginç ilişkilerden bir tanesidir. Karıncalar yaprak bitlerini, çobanların koyunlarını otlaklarda gezdirdiği gibi bitkiler üzerinde gezdirirler. (Şekil, 1-2) Temsilde hata olmaz, bitki bitleri için, karıncaların ithal inekleridir desek hata etmiş olmayız. Üzerinde yaşadığı bitkinin özsuyunu emen bu bitlerin arkasındaki borulardan damlacıklar halinde fazla besin damlamaya başlar. Bu bal özünden hoşlanan karıncalar, yaprak bitinden besini almak için ona yaklaşarak duyarga ve antenleriyle dokunur. Bu esnada yaprak biti küçük bir damla “bal özü” salgılar ve karıncaya sunar. (Şekil, 3-4) Karıncalar da buna karşılık olarak, bu bitleri düşmanlarına karşı korur ve onlara yardım ederler. Ne ilginç değil mi? Yeryüzünde binlerce canlı türü varken, karıncalar bitki bitlerinin bu özelliğini nereden bilirler, tüm canlılar arasından nasıl onları tanıyıp seçerler? Peki; karıncalarla bitler arasındaki bu işbirliği anlaşması ne zaman ve kim tarafından yapılmıştır?

İnsan bu noktada hayretle görüyor ki, plan yapmaktan ve bir amaç güderek hareket etmekten uzak olan bu canlılar, nasıl da ortaklaşa ve birbirinin hayatını destekleyecek şekilde çalışıyorlar. Bediüzzaman’ın hayvanlarla ilgili bir gerçeğe dikkat çektiği gibi; akılsız ve şuursuz oldukları halde, akıllıca işler yapmaları gösteriyor ki, onlar kendi başlarına hareket etmiyorlar. Demek ki, onları birisi sevk ediyor ve hikmetli işler yaptırıyor.

Karınca yuvasındaki yerli inekler

Karıncaların karnında iki mide vardır. Bunlardan biri, normal mide fonksiyonlarını yerine getirirken, “sosyal mide” olarak adlandırılan diğer mide ise diğer karıncalarla paylaşılacak yiyecekleri depolamak için kullanılır.

Bu amaçla, bazı karıncalar, işçiler tarafından toplanan bal özüyle sürekli beslenerek canlı “süt depoları” olarak kullanılırlar. Bu karıncaların 25-30 kadarı ayaklarıyla tavana tutunarak yer değiştirmeden kendilerini buraya sabitlerler (Şekil 5). İşçi karıncalar tarafından getirilen ve ağızlarına verilen gıdalarla beslenen bu “yerli inekler” adeta bir bal fıçısına dönüşür ve karnı küçük bir üzüm tanesi kadar olur. (Şekil 6)

 

Bu bir arı değil “Bal gibi karınca!”

Karınlarında bal gibi şekerli madde depolayan bu karıncalar, kıtlık zamanlarında diğer işçi karıncaları beslerler. Acıkan işçi karıncalar, bu bal fıçılarına ağızlarıyla dokunarak açlığını bildirirler, onlar da karınlarından damlattıkları bir damla balla onları beslerler.

Bir canlının kendi ağırlığının tam sekiz katı bir ağırlığa ulaşarak, bal deposu görevi yapmaya karar vermesi ve bu şekilde ayaklarından asılı kalarak hiç bir zarar görmeden yaşayabilmesi, hayret uyandıran bir durumdur. Bu karıncalar, böylesine zor ve tehlikeli bir pozisyona girmeye neden ihtiyaç duymuşlardır?

Karıncaların kendi gücünün üstünde böyle mucizevi bir vazifeyi görmesi ve yeryüzündeki düzene ve kanunlara uygun hareket etmesi, bir yaratıcının nasıl her şeyi en uygun görevlerle çalıştırıp yaşattığını bizlere gösteriyor. Çünkü karınca ve arı gibi küçük bir hayvan, kâinattaki önemli ve ince kanunları bilemez. İşte böylece dünyada her şey kendisine biçilen görevi yapmasıyla, ekosistem bozulmaz ve devam ettirilir.

“Göz önündeki bu hakîmâne, kerîmâne, rahîmâne, rezzâkâne terbiye ve bu acîb, harika ve mucize keyfiyet ne ile izah edilebilir? Serseri tesadüfle mi? Kör kuvvetle mi? Sağır tabiatla mı? Aciz, cansız, cahil sebeplerle mi? Yoksa nihayetsiz derecede mukaddes, münezzeh ve nihayetsiz derecede Kadîr, Alîm, Semî’, Basîr olan Zât-ı Zülcelâlin kudreti ile mi?”

Risale-i Nur’da bu hakikat şöyle izah edilmektedir: “Bak o Yaratıcıya ki; nasıl kâinattaki kanunlarından, karınca vazifesine ait kısmını bir tezkerede yazmış, karıncanın başındaki sandukçaya koymuştur. O sandukçanın anahtarı da, vazife aşığı karıncaya has bir lezzettir. Onunla sandukçayı açar, programını okur, emri anlar, hareket eder.”